28 Ekim 2010 Perşembe

Edirne-Keşan

'' Hoppala paşam, Malkara Keşan. '' diyerek sözlerime start vermek istiyorum...

Mahalleden bir arkadaşımın 2 sene önce okuma amaçlı gittiği Keşan'a gittim geçen kış. Ben böyle cenabet şehir görmedim. Aranızda gitmemiş olan varsa eğer, biran önce siktirip gitsin. Az da olsa tanıtayım size bu avrupai havası olan enteresanımsı şehri...

Adına çeşitli sözler söylenmiş, içkinin anavatanı olduğunu kabullendiğimiz, adım başı hatun kokan bir yöremizdir Keşan. Keşan'lı olmak öğlen 12den sonra ayık gezmemek ve '' Abe koyayım götüne. Bırak aykırı gitsin beya '' diyebilmektir. Bunları eğer içinizden gelerek yapıyorsanız sizde Keşan'lı olmaya aday bir ibnesinizdir...

Keşan'da karı kız kovalamak yorucudur. Hangi birine koşacağınızı şaşırır, en sonunda ortada kalırsınız. Çok hatun vardır, lakin hepsinin bir tokmacısı da hazırda mevcuttur. Üniversiteli hatunlar olsun, liseli lolitalar olsun, çok cool takılırlar. Bakışları her an '' Seninle yatabilirim. '' gibi duygulara kaptırır insanoğlunu...

Ulan arkadaş bira almak için girdiğimiz tekelde bile orospu geldi buldu bizi. Hatun kişi 35 yaşına merdiven dayamış olmasına rağmen, gözlerinden çıkan o sexomanyak ışınlar gözlerimi boyayıp, 18 lik gibi görmemi sağlamış ve kısa sürede annem yaşındaki kadına sulanmamı bile sağlamıştı. Allah korudu özüme döndüm, '' 30 olsan belki be ablacığım. '' diyebildim içimden. Tecrübeyi geri çevirdim, pişmanım....

Bu içkinin, karının ve eğlencenin bol olduğu Şehr-i Muazzam'da yemeklerde bir hayli güzeldir. Yeşil Bursa adlı restoranda yediğimiz beytinin tadını hiç bir karının vajinasında almadım, alamamda. O yanında verilen bulgur pilavı sanki evrim geçirmiş yeni bir tada bürünmüş gibiydi. Çiğköfteden söz etmek bile istemiyorum. İstanbul'da kebapçılarda verilen bulguru şişirilmiş cisim çiğköfteyse, orada verilen neydi? Keşan'ın bu kadar güzellikleri bir arada bulundurmasını aklım almamıştı...

Çok sağlam muhabbetlerimiz oldu öğrenci evinde. Heleki 4 kişinin yatmasını planladığımız çekyata, iki arkadaşın çaprazlama yatması sonucunda betona yatmakta ayrı bir acınası durumdu. Bir evde dört laptop bir masaüstü ile webcamda soyunan orospu karıların çalıştığı ortamdan farksızdı ortamımız. Msn den Tekel filminin başrolü sevgili Ahmet Abi'yle bile muhabbet ettik. Ahmet Abi'den ayrıldıktan sonra chatroulette yeri geldi koca adamların taşşaklarını gördük, yeri geldi Brazilya'lı hatunları soyduk...

Çok şey kattım hayatıma bir hafta süresince. Bir kilogram patatesin Bim'de 2.35tl ye soyulmuş halde satıldığını öğrendim. Hazır çorba alırken 3 paket Knor yerine 4 paket Hürrem adlı hazır çorbanın alınması gerektiğini öğrendim. Yediğini yıkamazsan batakta yenilince herkesinkini yıkamak zorunda olduğunu öğrendim. Okul gibi geçti. Ben öğrenci, arkadaşlar öğretmendi. Sikerler böyle hayatı demedim ama. Zevkliydi be...


  Not
O 35 yaşına merdiven dayamış hatun güzeldi ama...-Orospu karılar gibi ağzını ayırarak gülüyorum-
 

Bayramlar ve Torpil Anıları...

Eskiler eskiler... Eskiden herşey daha anlamlıydı be dostlar. Çocuklar daha heycanlı, büyükler daha paralıydı. Bayram denildiğinde, çocuklar için akla neşe, heyecan, sevinç, mutluluk ve para gelirdi. Kapı kapı dolanırdı çocuklar. Mahmut Abi'nin az önce götünü yıkadığı elini, öper ve alınlarına koyarlardı. Tek istedikleri tadını beğendikleri çikolata ya da bir miktar para. İşte bunlar uğruna, hiç düşünmezlerdi Mahmut Abi'nin boklu götünü yıkadığını.

Şimdi ise çocuklarda ne heycan var ne de suratlarında en ufak bir tebessüm. Bayramın çocuklardaki anlamı, iki parça kıyafet. Akraba ziyaretleri de eskisi gibi değil. Önceden bir yere gidildiğinde eve sığılmazdı. Taksim dolmuş hattına dönerdi evin içi. Cepcilik yapılacak ortam bile olurdu yani. Şimdilerde ise, iki ya da üç aile anca toplanıyor bir araya. Hani birbirlerini sikseler adına ''grup sex'' bile denilemez. O derece az insan toplanıyor.Eskisi kadar para veren godomanlar da yok artık. Biz birinin elini öptüğümüzde '' Acaba kaç para verir lan bu adam? '' derken, şimdiki gençler '' Allah'ım sana yalvarıyorum, kentin limonlu şekerlemesinden versinler! '' diyorlar. Yani artık paradan umudu kesmişler. Halbuki 1TL bile verseler o velet kim bilir ne kadar sevinecek...

Ben bayramın tatlı zamanlarına yetişebilen şanslı bir piçtim. Sitede 5-6 kişilik bir tayfamız olurdu bayramlarda. Bu tayfa para toplama üzerine master yapmış tek tayfaydı. Bu tayfaya hiç kimseyi almazdık. Herkes bir apartmana giderdi. İtina ile bir daire bile kaçırmadan, bütün evlere gidilirdi. Bunu yapmaktaki amacımız, para veren evi daha çabuk bulmaktı. Toplu gidenlere genelde para verilmezdi. Ama tek gelen çocuğa para verilme olasılığı daha yüksekti. Para verilen daireler tek tek hafızaya atılırdı. Buluşma yerine geldiğimizde bu daireleri grup üyelerine üspükler ve paranın adeta amına koyardık. Daha sonra taktiğimiz çözüldü. Zaten büyümüştük ve gerekte kalmamıştı. Gelecek nesile böyle bir faydamız dokundu ama kimse gelip teşekkür etmedi. Mütiş buluşumuzun altına ''anonim'' yazılıp halka mal edildi.

Sitenin diğer çocukları ceplerinde şekerler, geleceğin şeker hastası edasıyla gezerlerdi sitede. Biz ise kutu kutu torpil alıp üstlerine atardık ibneler. Hatta birgün Doğan adında bir arkadaşın elinde kızkaçıran patlamıştıki sormayın. Çocukla hala taşşak geçeriz. Lakabı o günden sonra '' Kızkaçıran Doğan'' olmuştu. Geçiçi sağır olan kekeme bir ibne de vardı. Attığımız iki torpilin tam dibinde patlaması sonucu 1-2 saat kendine gelememişti velet. Oturup bir ağlaması vardı ki görseniz imam ezan okuyor sanırsınız. Tek kulağını kapamış, kekeme konuşması ile birşeyler saçmalıyordu. O konuştukça bir gülüyor, güldükçe altımıza sıçıyorduk.

En favori olaylardan biride şişenin içinde torpil patlatmaktı. Soda ve gazoz şişelerinin içine torpil koyardık. Sonra şişeyi bahçeye fırlatıp kaçardık. Geleceğin molotov kokteylcilerinin böyle yetiştirildiğini düşünüyorum. patlayan cam şişeler etrafa yayılır, parça tesirli bomba etkisi yaratırdı. kaşına gözüne cam gelen bir çok gazimiz oldu. Ama bizim grup tecrübeli olduğu için, sadece Doğan'ın elinde torpil patlama olayı ile atlattık çocukluğumuzu.

Arabaların altına ''ufo'' adı verilen torpil çeşidini koyup, fitilini ateşleme modasını da biz çıkardık. Ufo dediğimiz şey döne döne göğe yükselen, cevizden biraz büyük silindir şeklinde bir torpil türüydü. Arabanın altına koyunca yükselemiyor ve arabanın altı olduğu gibi duman oluyordu. Bu piçlik, altına ufo koyduğumuz arabanın sahibinin yanımızda olduğu gün son buldu. O gün yediğimiz dayağın etkisi ile ertesi gün göt korkusundan camdan bile bakamadı kimse.

İşte böyle deli dolu geçerdi bayramlarımız. Şimdiki çocuklara bakıyorum da bir bok yaptıkları yok. Ciddi ciddi içim acıyor. Bizim gibi piçlik yapıp, eğlenmelerini istiyorum. Arabamın altına torpil koymalarına bile razıyım ulan! Ama yanımdayken koyarlarsa, bizi sikmekten beter eden amcayı örnek alır eşek sudan gelene kadar sikerim. Ayrıca bu bayram kapıya gelen her velede benden 1TL. Artık şeker vermiyorum amına koyıyım. Hatta gelen misafirlere bile kase içinde demir para tutacağım. Şansa elini atıp çeksin. Çıkan para ile zaten istediği şekeri alabilir.

Son olarak sizlere tavsiyem aileniz ile akrabalarınızı gezin. Yıllar önce çirkin dediğiniz akraba kızı, bu sene evrim geçirip -afet- olabiliyor...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Realist Olmak...

Suçtur, dünya üzerinde. Realist her insan, düşüncelerinden dolayı dışlanmaya mahkumdur. Acı verdikleri için olsa gerek, hep uzaktır insanlar onlardan. Sadece, gerçeği söylemiş olmaktır suçları. Cezası ise sözlerinin kaale alınmamasıdır. Yalnızlığa terkedilmesi de yanına meze olmuştur. Oysa, içimizde tek suçsuz olan vardır. O da '' realist insan'' dır. Fikir alabileceğimiz en doğru adrestir o...

İnsan psikolojisinde, hep iyi şeyleri duymayı istemek vardır. Gerçeklerden olabildiğince kaçmak! Gerçek kakadır çünkü, pistir. Üzer ya hani bizi gerçekler, işte o yüzden üzüntüden kaçarız. Unuttuğumuz bir şey var halbuki. Gerçeklerden kaçarken, kurduğumuz sahte bir hayatımız var. Bizim olmayan bir hayat var. Sadece beynimizde yaşadığımız, tozpembe, acısız ve hep güleç. Bilmeliyiz oysa, acının olmadığı yerde tatlının da olamayacağını. Bu hayatın içinde sahte dostlarımız var. Bizimle olabilmek için, acıyı söylemekten kaçan dostlarımız. Kendi çıkarı uğruna, bizim yüzüme gülen, en sert acıyı sütlü tatlı gibi yediren dostlarımız var. Dostlarımız dediğime bakmayın. Sahte bir hayatta, ne kadar gerçek bir dost edinebilirsiniz ki?

Bakış açısı ile de ilgili aslında bu durum. Polyanna gibi hep iyi bakabilen insanlar var çevremizde. Hani ölsek '' En azından yaşadın. Buna şükret be... '' diyecek insanlar. Halbuki, doğru yönden bakıldığında söylenecek tek söz '' Sevdiklerine bir daha sarılamayacaksın! '' dır. Realist değildir düşünceleri. Hep bir hayal alemi, hep bir geriye bakmışlık vardır sözlerinde. O kadar çok geriye bakarlar ki, göremezler önlerinde taşı. Takılıp düşerler ve seni de düşürürler. Sormaz sonra '' Canın acıdı mı? '' diye. Realist değildir çünkü. Acı yoktur ya hayatlarında. Gıkını çıkarıp diyemezler '' Öpte geçsin... '' diye. Pamuktan bir bedeni vardır. Kalktığında söylediği söz '' Ayaklarımız var ve yürürken düşebiliyoruz. '' dur. Saçmadır, saçma. İki saniyeliğine pembe gözlüklerinizi çıkarıp çıplak gözle baktığınızda, gülersiniz ve ağlarsınız gerçeği göremeyen gözlerinizin haline. Geçtir ama, düşmüşsünüzdür bir kere. Yürümek için ayaklarınızın olduğunu düşünmek yerine, başlarsınız dizinizin acısı için ağlamaya...

Biz farkında olmadan herşey için geç oluyor bazen. Kurduğumuz o sahte dünyamızda uykuya dalıyoruz kimi zaman. Rüyanın içinde rüya görüyor ve gerçekleri göremiyoruz. Kalkıp rüya tabirlerinden öğreniyoruz hayatımızın anlamını. Ahh pardon, sahte hayatımızın anlamını... İşte bu kadar uzağız gerçek hayattan. Ölümün olduğu, yalnızlığın olduğu, kinin, nefretin, rekabetin olduğu bu hayattan. Uyanık olanlar geçiyor başımıza. Uykuda olan bedenimize istediklerini yaptırıyorlar. Ne de olsa göremiyoruz ya, istediklerini çeviriyorlar arkamızdan. Çünkü, realistler. Görebiliyorlar gerçeği ve sırf bu yüzden, bir adım önde yaşıyor hayatı bize göre. Düşünce '' Acımadı... '' diyip, geçiştirmiyorlar. Yaralarını sarıp, tedavi ediyorlar yaralarını. Bizlerin yara-bere dolu vücutlarının yanında, tertemiz vücutları ile dimdik duruyorlar kadere karşı.

Çaresizlikten mi doğar? Yoksa kolaya kaçmaktan mı? Bilemiyorum. Realist olmak zor zanaat aslında. Düşünsenize sahte bir hayatı bile kuralına göre yaşamayazken, nasıl olacakta realist yaşayacağız? Eminim önümüze çıkan ilk zorlukta '' En azından... '' diye başlayan o cümleyi kurup geçeceğiz. Eski biz olacağız gene. Derler ya '' Alışmış kudurmuştan beterdir. '' diye. İşte o misal, alışmışız kolaylığa. Zorluğa dayanamıyoruz. Hayatı kolay yoldan yaşamak istiyoruz ve yaşıyoruz. Oysa ki, en güzel şeyler hep zor yollardan geçerek elde edilmiştir. Bilmiyoruz bunu. Çünkü, hiç elimizi koymadık taşın altına ve o elimizi altına koymaya korktuğumuz taş, bir gün elbet düşecek başımıza...

10 Ekim 2010 Pazar

Minibüsçüler...

Aylardan sonra ilk defa bugün(10.10.2010) minibüse bindim. Yürüseydim daha iyiydi arkadaş ya. Minibüscü ibnesi 5 saniyede iki kere kornaya basıyor, Road Runner şerefsizi gibi '' bip biiip '' diye gidiyorduk. Coyote gibi sandım kendimi bir an sonra toparladım...

Yoldan geçen hatunlara korna çalıyor desem, değil. Adam geçiyor ona da çalıyor. Valla ne yalan söyliyeyim, '' Yoksa biseksüel mi bu ibne? '' diye geçirdim içimden. Bıyıklarının olması bile, caydıramadı bu fikrimden. Çünkü, Cemil İpekçi'nin de bıyık var. Bizim minibüscünün bir tek fuları eksik. Onu da taksak, tam biseksüel olup çıkar başımıza.

Bir de şu yol vermeme huyları var ki, sormayın. Adamı çileden çıkartıyor. Sanki yolu babası yaptırmışta '' Al oğlum yol senin. Gez, toz, eğlen. '' demiş gavata. Aynalara bakmadan sollamaları saymıyorum bile. Kırmızı ışıkta duran adama bile korna çaldı lan! Yok böyle bir şey. Alayı orospu çocuğu lan bunların! Dediğim gibi yolu babaları yaptırmış olmalı. Bir insan ekmeğinin peşinden koşarken, bu kadar mı orospu çocuğu olabilir? Oluyor işte, engel olamıyoruz.

Müsadenizle, abimin bir sözü ile noktayı koymak istiyorum. '' İstisnasız, hepsi orospu çocuğu bunların! ''.

8 Ekim 2010 Cuma

Sikerken Bayıldı Votka ile Ayılttım...

Bir yazlık maceramla daha karşınızdayım beyler. Ama bu sefer herşey çok farklı. Hayatımda bir daha böyle bir olay yaşama olasılığım yok gibi birşey. Sabri'nin uzaktan çektiği şutun gol olma olasılığı ile eş değer olasılıkta gerçekleşen bu olay cidden ibretliktir. Hikayenin sonunda alınması gereken dersler ile ilgili ufak bir yazı attıracağım.

Yazlıkta uzun süredir arkadaşım olan bir kızın, İstanbul'dan kız arkadaşının gelmesiyle temelleri atıldı bu olayın. Tabi kız gelmeden önce baya bi dedikodusunu yaptık. Kızın, kaşar olduğunu öğrenince, hakkında biraz bilgi toplamak istedim. Amacım kız hakkında topladığım bilgiler ile muhabbeti açmak ve yeni tanıştığım biriyle sanki 2-3 yıldır tanışıyormuşuz gibi muhabbet etmekti. Bunun sonucunda amaçsız sohbetlerden uzaklaşıp, kızı yatağa atma sürecimi azaltacaktım. Ayrıca Facebook'dan kızın fotoğraflarına bakarak onayımı verdim.

Günler geçti ve kızın geliş günü geldi çattı. Siyah beyaz kareli şortumun üzerine, çaktım beyaz tişörtümü. Altına beyaz Adidaslar ile mütiş bir kombine yakalamıştım. Aynaya baktığımda '' Sikilir miyim? '' diye sorduğum soruya '' Çıkarmadan 3 posta gidilirim. '' cevabını verdikten sonra, arabayla kızı karşılamaya gittik. Deniz otobüsü geldi ve en son inenlerden biriydi. Yanımıza gelir gelmez niyetimi belli edecek o cümleyi kurdum. '' Xyz'cim, bu güzelliği daha ne kadar beklememiz gerekiyordu? ''. Gülüşmeler başladı ve aradaki sıcaklık sağlandı. İlk bıraktığım iz olumluydu ve silinmez cinstendi. Arabayla eve gidene kadar sürdü muhabbetimiz. Sanki iki yabancı değil, yılların arkadaşı gibiydik. Bayılırım muhabbet esnasında kasılmayan kızlara. Çok rahat muhabbet kurulur bu kızlarla. Bu hatunda işte o cinstendi. Kalacağı yere geldiğimizde akşam 10 da hazır olmalarını söyleyip, rotamı evime doğru çizmiştim.

Akşam oldu beyler. Öyle bir giyindim ki babam bile bi farklılık olduğunu anlamıştı. '' Nereye gidiyorsun lan böyle? '' dedi ve cevabım '' Dışarıyaaağ... '' oldu. Bu sözümle hiddetlenen babam '' Biliyoruz ulan pezevenk dışarı gittiğini. Ne böyle giyinmişsin karı sikmeye gider gibi. '' dedi ve o an tecrübenin nasıl bir şey olduğunu anladım. Cevap vermeden çıktım ve kızları arayıp 5 dakika sonra orada olacağımı bildirdim. Evlerinin önüne geldim ve dışarı çıktık. İlk günden kızı yormamak için ve biraz daha iyi tanıyıp, muhabbetin dahada anasını sikmek için, nargile cafeye gitmeyi önerdim. Kabul ettiler ve nargile cafenin yolunu tuttuk.

Nargile cafeye geldiğimizde cafenin yaklaşık yarısı ile ( yaklaşık 25-30 kişi ) selamlaşmam, itibar olarak önemli bir detaydı hatun için. Oturduk ve kızı enfes karışımım ile tanıştırmak için '' Her zamankinden Muzo Abi. '' dedim. Nargile muhabbeti falan açıldı. Daha sonra okul falan derken, konuyu yavaş yavaş özele çektim. Erkek arkadaşının olmadığını, telefonuna hiç el atmamış olmasından anlamama rağmen, emin olmak ve niyetimi belli etmek için '' Erkek arkadaşın var mı? Özel hayattan konuşalım birazda. '' gibisinden bir cümle ile yokladım hatunu. '' Hayır. Yok canım... '' demesi ile içimden '' Birinci çinko! '' dedim ve muhabbete devam ettik.

Yaklaşık 3 saat kesintisiz muhabbet ediyorduk. Yanımızdaki ortak arkadaşımız olan kız, sadece erkek arkadaşı ile mesajlaşıyordu. Bu sayede kızla birebir muhabbeti daha iyi kuruyor ve kısa zamanda daha iyi bir ilişki ortamı hazırlıyordum. Saatimiz iki sularını gösterdiğinde, kalktık cafeden. Herşey çok güzel geçmişti ve kızdanda hafif hoşlanmıştım. O an karar verdim, bu gece teklifi çakacaktım.

Yürüye yürüye eve geldik. Yolda da samimiyetimiz ilerlemişti ve kol kola geziyorduk. Evlerine geldiğimizde, ortak arkadaşımız olan Abc'ye '' Canım sen git Xyz birazdan gelicek. '' dedim. Abc durumu anladı ama Xyz ufak bir şok yaşadı. Xyz'nin aptallığından kurtulması için '' Bir şey konuşmak istiyorum seninle Xyz'cim. Tabi sende istersen eğer. '' dedim ve '' Tabi canım. '' dedi. Kumsalda yürüyerek ondan çok hoşlandığımı. Gelmeden öncede resmini falan görüp etkilendiğimi. Çok hoş bir kız olduğunu falan sayıp, götünün feza sınırlarına ulaşmasını sağladım. Benim her iltifatımda biraz daha gülümsüyordu ve o gülümsedikçe ben coşuyordum. Bu kadar iltifatın yeteceğini düşünerek, belini tuttup karşısına geçtim. 4-5 saniyelik bir bakışmanın ardından dudaklarımız buluştu. Öpüşme faslını kısa tuttum ve gözlerine bakarak o basit iki kelimeyi söyledim. '' Seni seviyorum... ''. Her ne kadar basitleşmesine gönlümün el vermediği bir söz olsa da kızların bu söze karşı zaafları vardır ve bunu kullanmak beni hep sonuca götürmüştür. Neyse cep numaralarımızı alıp verdik ve bir kaç dakika daha sahilde takıldıktan sonra, evli evine köylü köyüne modunu açarak dağıldık. Gece yatarken mesajlaştık biraz ve sonra uykuya daldık.

Ertesi gün olmuştu ve sabah kahvaltı etmeye gittik. Sonrasındada güneşlendik falan filan. Sahildeyken Xyz'nin 10 dakika eve gitmesini fırsat bilerek Abc'ye '' Akşam bir bahane uydur dışarı çıkma canım. '' dedim. '' Tamam canım. Olur. '' diye karşılık aldıktan sonra akşam için olan, hain planlarımı düşünmeye başladım.

Akşam oldu evlerinin önüne gittim ve Xyz camdan çıkarak '' Abc'nin midesi ağrıyor Mali. O gelmeyecekmiş. '' demesi ile Abc'in gözümdeki değeri bir kat daha artmıştı. -Yardımcı Kadın Oyuncu- ödülünü kendisine layık görüyordum artık. Sağolsun çok yardımı dokundu. Xyz indi aşağı. Bara gidip eğlendik. Daha sonra bir 70 lik vodka  ve litrelik meyve suyu alarak sahile indik. Ramazanda ilk defa alkol içiyordum azizim. İçimde bir suçluluk psikoloji başlar gibi oldu ama '' Ulan her zaman günah. Ha ramazan ha değil. Ne farkeder amına koyıyım? Vur şişenin dibine sabahlar olmasıııın. Muhahaha! '' diyerek bastırdım içimdeki duyguyu.

Sahilde bir yandan içip, bir yandan yiyişiyorduk. Kızın kıvama gelmesine tek plastik bardaklık alkol kalmıştı. İçtikçe bardağını dolduruyor, '' Yeter artık aşkııımm içmiyyceeem...'' demesine karşılık '' Benim için bu. Hadi bakıyım... '' diyordum ve kıvama gelmesini bekliyordum. Artık kıvama gelmişti hatun. Zaten vodkada bitmişti. '' Bu gece bir yer tutup, beraber kalalım mı? '' diye yönelttiğim soruya '' Olur pitaağneeğm :) :/ :( :D :S :'( '' cevabını aldıktan sonra markete uğrayıp, bir vodka daha aldım. Sonra daha öncede aynı amaçla gittiğim pansiyona doğru yol aldık. Al sana '' İkinci çinko! ''.

Yolda adeta hamallık ettim gençler. Kızı taşıya taşıya vardık pansiyona. Bir oda kiraladık ve geçtik içeri. Bize kiralayan kişi 24-25 yaşlarında biri olduğu için amacımızı anlayarak, en köşede güzel bir oda vermişti. Zaten 10TL fazladan vererek bu kıyağını boş geçmedim.

İlk olarak kızı duşa sokup biraz ayılttım. Daha sonra içme-sevişme faslına geçtik. Bu süreç baya uzun sürdü beyler. Bir saat falan rahat sürdü. Sonra kendime '' Bir saat önsevişmemi olur ulan! Kendine gel.... '' diyip sırtüstü yatırdım hatunu yatağa. Misyoner pozisyonu ile hem takati kalmayan kızımızı yormuyor hem de kontrolu kendimde tutuyordum. Tabi bu arada ellerim ve dudaklarım boş durmuyordu. Bir elim ile klitorisi titreştirirken, diğer elim arasıra meme uçlarındaydı. Ayrıca dudaklarımla boynuna hafif dokunuşlar yaparak, birazda üst tarafı uyarıyordum.

Bu şekilde 5-6 dakika geçirdikten sonra '' Tombala! '' dedirtecek olay oldu. Kızın gözler kaydı. İnlemelerin yerini, kuzuların sessizliği aldı. İki kere daha git gel yaptım baktım ses yok. Belimdeki eli de yatağa düşünce, tuttum kollarından sarstım, hala ses yok. '' Yarrağı yedik. Sikerken öldü galiba. Ben suçsuzum Hekim Bey... '' dedikten sonra, kalktım ve komidinin üzerinde duran vodkayı kafasından aşağı boşalttım. Gene ses yok. Artık bu böyle olmayacak deyip, iki tokat ile döndürdüm hayata. Gözlerini açtı ve bir kaç saniye sonra '' Çok kötüyüm ben... '' dedi. Bu laftan sonra sikecek kadar zalim ve gaddar olmadığım için uzandım yanına ve sabah 10 a kadar yanyana uyuduk.

İçimde kaldığını ve tam sikemediğimi sanmayın. İki gün sonra, havaların ısınması ile sahilde bir public yaptık ki sormayın. O günün bütün acısını aldım hatundan...

Şimdi sizlere tavsiyem asla bir kıza çok içirip o kızı sikmeye kalkışmayın. İşiniz yarıda kalır ve kalkık yarrakla, sanki bacınızın yanında yatıyormuşcasına yatarsınız kızla. '' Ben genede sikerim amua goyuıouıyuyuyum. Garıııııııı garıııııı... '' diyecek olan ibneleri ayrı tutuyorum. Onlar zaten ıssız ortamda, eşek ölüsü bulsalar sikerler. Ama aklı başında gençlerimiz bu hikayeden ders alsınlar. Porque abilerinin yaptıklarını yapmasınlar...

Türk Futbolunun Suçu Ne?

Nedir bu türk futbolunun suçu da, kaliteli futbolcuları kulubeye mahkum ederiz? Hatta bazılarını kulübeye mahkum bile etmeden direk idam sehpasına çıkarıp, vururuz götlerine tekmeyi. Hangi güç bunun böyle olmasını ister? Ya da ortada bir güç olmadığından mı kaynaklanıp, vuku bulur bu olay? Kafamı kurcalar bu durum senelerdir. Neden? Neden? Por qué?Bugünkü Almanya maçından sonra artık bu konuda bir şeyler yazmalıyım diye düşündüm. Belki, karısını sikemekten ya da kazandığı paralarla alem yapmaktan sıkılan bir futbol bilgesi, okur yazımı. Gerçi, bunlar insanı sıkacak şeyler değildir ama hala bir umut var içimde...

Neydi azizim o kadronun hali? Aurelio kim? Sabri kim? Kim bu adamlar? Hangi başarıyı elde etmişler de Türk Futbol Milli Takımı'na futbolcu olmuşlardır? Sadece üst düzey takımlarda oynadıkları için kadroya çağırılıyorlar ise eğer, vay benim güzel ülkemin haline. Aurelio'nun yerine Necip oynasa eminim daha çok katkısı olacaktı. Peki neden oynamadı? Buna verebildikleri tek cevap '' Tecrübesi yok. ''. Sen bu oyuncuyu oynatmazsan bu adam nasıl tecrübe edinsin? 23-24 yaşına gelince oynatmaya başlıyorsun. Bu yaş futbolculukta en önemli yaştır. Vucüt gelişmiş ve formdadır. Sen bu yaşta tecrübe edindirmeye başlarsan eğer, 26-27 yaşında istediğin tecrübeye sahip olur futbolcu. O yaştan sonra, sana en fazla 2 sene faydası dokunur. Ondan sonrada at çöpe gitsin!

Bu kadar şanslı olamayan futbolcularda yok değil tabi. Söz gelimi bugün bize ikinci gölü atıp, Fatih Terim'e adeta '' Götüne girsin! '' mesajı veren Mesut Özil. Zamanında bu adamı Fatih Terim çağırmadı kadroya. Adam şuan dünyanın en büyük kulubü olarak varsayılan Real Madrid ve Dünya kupasında yarı final oynayan Almanya'da top koşturuyor. Tesadüfen mi oynuyor peki bu adam? Hayır. Yeteneklerini birileri keşfetti ve buralara getirdi onu. Bizimkilerin ise tek yaptıkları -bildiklerini okumak-. Bu yaptıklarından dolayı inanın çok şeyler kaybetti bu ülke ve kaybetmeye de devam ediyor...

Aslında yazılacak çok şey var ama boşa konuşmak istemiyorum. Yazımın başında söz ettiğim futbol bilgesi eğer birgün gelir ise karşıma, işte o zaman düşer çenem. İki gün, üç gün, hatta bir hafta konuşuruz. En sonunda, dövüp kulübesine gönderirim gavatı...

7 Ekim 2010 Perşembe

NY Stayla Çingeneler...

Yankee sanki amına boşaldığımın ibneleri. Balat'ın arka sokaklarında ipini koparıp gelirler ve öyle bir yürürler ki, sanki New York Times meydanında hissedersiniz kendinizi. Adam o derece cool ve karimaztik olduğunu zanneder. Tenleri koyu olduğu için zenci edasında geziyorlar. Ama bilmiyorlarki bokunda rengi koyu! Neden kendini boka değil de Amerika'lı zencilere benzetirsin, be uçurtmasının ipini siktiğim?

Bu kadarla da yetinmiyorlar. Şu mıktanıslı, parlak, eşek gözü kadar olan küpelerden takıyorlar. Sorsan delikanlı, astığım astık kestiğim kestiktir piçler. Ama bana göre delikanlı değil, delikamlı ibnelerdir. O küpeyi anan-baban görse, onu senin götüne sokarlar, için ışıldar. O zaman, götünü aça aça yürür müsün? Yürümezsin tabi, beynini siktiğimin omurgalısı. O zaman neden küpe taktığın tarafı, kızlara dönerek yürüyorsun? Madem küpe takıyorsun hakkını ver, deldir kulağını. Deldirmeye götün yemiyorsa, siktir git takma o mıknatıslı küpeyi. Zaten çakma insansın, birde çakma ibne olma!

Allah bilir o küpeyi alırken, pazarlık yapmaktan anasını sikmişsindir esnafın. 1TL olan küpeyi 90Krş a düşürmek için, kaç saat çene yaptığını düşünemiyorum bile. 10krş indirim için 110 ATP(Adenozin Tri Fosfat) harcatırlar adama. Pazarlık geninize otopsi yapıyım! Anasını siktiniz esnafın! Paran yoksa alma amına koyıyım. Esnaf sana zorla mı satıyor? Ya da fahiş fiyattan mı veriyor? 1TL amına koyıyım ya. Zor durumda sıçsam, vallahi 1TL çıkarırım. Bu kadar cüzi bir rakam için ne pazarlığı yapıyorsun? Allahtan para boşa gidecek diye kurban kesmiyorsunuz. Yoksa çobanın kolunu kırarsınız pazarlık sırasında...

Sözlerimi yanlış anlayan çingeneler olabilir. Benim burada söylediklerim çingenelere değil. Ben anlattığım şekilde olan çingenelere laf ediyorum. Bana hiç bir şekilde hakaret davası açamazsınız! Açsanızda kapatamazsınız. Hadi kapattınız diyelim, kulağında mıknatıslı küpe olan adama, para vermem ben arkadaş. He unutmadan o karton toplarken sürdüğünüz atın yarrağı götünüze girsin! Kim bilir, kaç kere sikti onu mahallenin delikanlıları? Ya da kaç çingene karısının gözü var hayvancağızın yarrağında?

5TL ye kucak dansı yaparlar. İlgilenenler Balat'a gitsinler. Adres yok ama onlar sizi bulur, merak etmeyin...

Dün Yattığın Kızın Bugün Evlenme Hayalleri Kurması

Bu kız milleti yatağı evlendirme dairesi, yarrağı nikah memuru, sikişmeyi de nikah töreni olarak algılıyor sevgili dostlarım. Sizlere başımdan bu sene geçen olayı anlatmak isterim.

Malumunuz tatile yazlığa gittim. Bu kısa süre zarfında, bir elin parmağından 2 eksik kız ile birlikte yasak elmayı yiyip, günah denizinde sörf yaptık. Sikim kopsaydı, sörf tahtam kırılsaydı da sikişmeseydim. Üçüde icraatın olduğu saatten sonra, benim gibi evlilikle uzaktan yakından ilgisi alakası olmayan adamla, evlilik hayallerini paylaştılar. En ilginci olan Xyz ile geçen maceramı sizlerle paylaşacağım. Emme diğerleri de pek farklı değildi, bilesiniz.

Bu hatunla tanışmam gece 3 sularında gerçekleşti. Yanında bir bayan arkadaşı ile yardıra yardıra geliyordu karşıdan. Kız yakınlaştıkça güzelleşiyordu. Bir demir doğrama ustasının mükemmel kesişleri düzeyinde kesiyordum kızı. Mesafe yaklaştıkça o da bana bakmaya başlamıştı. Yanımda geçip gidene kadar devam etti kesişmemiz. Birden kendime '' Oğlum kız baktı, sen baktın. Ne duruyorsun amına koyıyım? '' dedim ve kurbanıma doğru yönelerek '' Bu bu kadar kısa sürmemeliydi...'' diyebildim. 2-3 adım attıktan sonra kız arkasına dönüp bana baktı ve '' Bana mı dediniz? '' dedi. Hemen sahile davet ettim hatunu. Yanındaki kız arkadaşı yorgunum diyip evine gitti. Bizde hatunla indik sahile. Sahilde muhabbetin amına koyarak, kızın tebessümleri eşliğinde yapıştırdım teklifi ve her zaman ki  gibi kabul edildim. Telefonlarımızı alıp verdik ve bir ilişkinin daha temellerini, gökteki yıldız ve kıçımızın altındaki kum taneciklerinin şahitliği huzurunda atmış bulunduk.

Ertesi gün olmuştu. Kızı güneşlenmeye davet ettim. Yazın güneş yağı sürmediğim bir hatunla ilişkiye girmem arkadaş. Yağı sürerken etin kalitesine bakar, malum bölgelere iniş yaparak tepkisini ölçer ve öyle başlarım çalışmalara. Yağı sürdüğüm her dakika, cildinin pürüzsüzlüğüne geçer not veriyordum. Belinin aşağılarına indiğim zaman, hiç tepki vermemesi akşam baya bir terleyeceğimizin kanıtı gibiydi. Hemen yapıştırdım teklifi. Teknemin olduğunu ve akşam baş başa bir tekne turu yapabileceğimizi önerdim. '' Aaa çok güzel olur. Kaçta çıkarız? '' diyerek kurduğum kapanın üzerindeki yeme elini atmıştı artık. Onu arayacağımı söyleyerek ayrıldık.

Akşam olmuştu. Tekne durumunu arkadaşımı arayarak ayarladım. Kurbana cep telefonunu arayarak buluşma noktasını bildirdim. Geldi ve denize açıldık. Adanın arka tarafına çektim tekneyi. Issız bir koy, ay ışığı, iki şişe şarap ve dalga sesleri. Doğa bütün gücüyle benim yerime o romantik ortamı hazırlamıştı bize. Tabi teknesini aldığım arkadaşı da unutmamak gerek. Isınmak için yapılan muhabbetlerin ardından, öpüşme ile başlayan ön sevişme seansları sonunda tırı garaja park etmeyi başardım.

Sahile geri döndük. Sahilde 10-15 dakika kadar sarılarak yıldızları izledik ve işte konumuza adını veren o olay gerçekleşti. Onca yaşanan güzel saatlerden sonra konu evlilik ve çocuk ismi olmuştu. Ulan daha üzerimizde ilişkinin sebep olduğu ter soğumadan yapılır mı bu? Nasıl bir evimizin olacağını, neler yapacağımızı falan hepsini bir solukta anlattı. Tabi o an benim kafamda türlü düşünceler var. Ben kızı sikmiştim ve şimdi bu muhabbet ile kız beni sikip beraberliği yakalamıştı. Daha bu şoku atlatamadan çocuğumuzun adı yankılandı kulaklarımda '' Misliyna ''. Bir kız ismiydi bu. '' Oğlum göster amcalara pipini. '' diyemeyecektim. Ne kadar acıklı değil mi? O an o kadar dumur oldum ki '' Ben kısırım Xyz. Tüp bebeğe de sıcak bakmıyorum. '' dememek için kendimi zor tuttum. İkinci şoku atlatamadan düğün yeri konusu hakkında gelen soru ile bir kez daha alabora oldum. Gelen soru ile kızdan iğrenmem arasında '' Yuh amına koyıyım! '' denilecek kadar vakit vardı. Bu muhabbetten sonra evlerimize gittik.

Gece uyku tutmadı Bütün gece ayrılma yollarını düşündüm. En sonunda '' Sikerim ulan! Ne bu böyle? Tatile mi geldik Dest-i İzdivac'a mı? '' dedim ve çaktım mesajı kıza. '' Üzgünüm Xyz seninle amaçlarımız çok farklı. Sen evliliği düşünen bir kızsın ve bu hayalini benimle gerçekleştiremezsin. Yol yakınken bir daha görüşmeyelim. '' şeklinde hem kızı tatmin edecek hem de beni amacıma ulaştıracak mesajı yolladım.

Artık anasının amına yolculuğa çıkmıştı hatun. Sittin sene yüzüme bakmaz derken, dedelerin müziği ile irkildim. Evet telefonumun zil sesiydi bu. Üstelik arayan XYZ'ydi. Açsam mı? Açmasam mı? diye düşünürken açtım ve karşımda ağlamak bir ses tonuyla '' Ben seni seviyorum...Böhühhheeee... '' diyen bir kızla karşılaştım. '' Bir günde ne sevgisi saçmalama! '' dedim ve gaddarca suratına kapattım telefonu. Aradı açmadım. Mesaj attı cevap yazmadım. Mektup yolladı okumadan yırttım attım. Dumanla haberleşmek için evini yaktı, çakmak bile çakmadım. Kısacası ilişkimi kopardım.

Şimdi bu kızlar neden böyle? Siksen dert sikmesen ayrı dert. Bunaltıyorlar adamı ve soğutuyorlar kendilerinden. Sonra erkek vurdu kaçtı oluyor. Ulan yat, cinsel ihtiyacını gider, sen yoluna ben yoluma gideyim. İlla her altına yattığınız erkekle evlenmek zorunda mısınız? Hayır bir de doğmamış çocuğa don biçiyorlar. Misliyna dedi lan bana, düşünebiliyor musunuz? Misliyna! O ismi koysam kızıma eminim ortaokula geçtiğinde bütün veletler kızımın ismini haykıra haykıra 31 çekerler.

Ben buna katlanamıyorum arkadaş. Realist kız lazım bana, hayalperest değil. Zor tuttum kendimi sizlere haykırdım en sonunda. Buna birlikte çözüm bulalım. Normal kız arkadaşlarımıza erkek arkadaşlarına bu tip şeyler yapmamaları hakkında konferanslar verelim. Aramızdaki bayan arkadaşlarımızın da katkısı olursa sevinçten havada çift salto yarım burgu atarım. Oh be rahatladım dostlarım. İyiki  varsınız. Öptüm sizi canlarım...

Boxer

''Erkeklerin ortak noktası olan boxer hakkında neden konu yok?'' dedim ve el attım olaya. Artık sakin olabilirsiniz... Kadınların makyajı, tokası, jartiyeri varsa bizimde boxerımız var! Ayaklarını denk alsınlar!

Evet dostlarım o ki bizim en özel anlarımızı bilen, o ki bizim ufaklığa yardım ve yataklık eden, yüce bir varoluşun baş oyuncusudur. Bir kadın için sadece bir bez parçası olarak algılansa da aslında öyle değildir. Erkekler hakkında birçok bilgiyi boxerına bakarak elde edebilirsiniz. Boxer olayını çözen kadın yatağa girmeden erkeğini tanır ve partnerini dipsiz kuyularda merdivensiz gezdirir. Günümüz hatunları bu konuda bilgisiz. Biraz bilgi edinsinler diye yardımcı olacağım onlara. Ayrıca biz erkeklerde bu konudan faydalanarak, yatacağımız hatunu daha yatağa atmadan etkileyebileceğiz.

Bir erkeği boxerına bakarak, özel hayatı açısından onu tanıyabilirsiniz. Düzenli sex hayatı olan erkekler, genelde kaliteli boxerları tercih ederler. Bir iş toplantısına giden erkek nasıl giyinimine özen gösteriyorsa, ilişki kuracağı partnerinin yanına giden erkek de boxerına o derece önem gösterir, göstermelidir. Çünkü onun gece boyunca kullanacağı iş üniforması ''boxer'' dır ve kimse iş toplantısına kötü bir takım elbise ile gitmek istemez. İşte bu yüzden boxer kaliteli ise bilin ki o adam %90 düzenli sex hayatına sahiptir. Eğer eşiniz sizi aldatmasın istiyorsanız, bütün boxerlarını ''İş toplantısına gidiyorum ben Kamuran. Geç gelicem...'' dediği gün yıkayın. Yıkayın ki, sizi aldatacağı kadının karşısına boxersız çıkınca yaşayacağı utancı düşünüp, toplantı iptal olsun.

Bir erkeğe alınacak en güzel hediye boxerdır. Çünkü bir erkeğin olmazsa olmazıdır boxer. Bir erkek tişörtü olmadan, pantolonu olmadan, parfüm sıkmadan gezebilir. Ama boxerı olmadan hiç bir bok yapamaz. Devamlı bir boxer giyme zorunluluğu vardır. Sizin aldığınız boxer, vücudunda en değer verdiği bölgede hep onunla olacaktır. En önemlisi de aldığınız hediyeyi -sikine takacak-. Belki de önünde domalmış bir halde duran yavruyu becerebilmek için boxerını indirdiğinde '' Hayır, olamaz! Ne yapıyorum ben? Bu aşkımın aldığı boxer. Üstümde bu varken onu aldatmam hiç doğru değil. Bu hatunu sikmemeliyim. Bunu yapmamalıyım.'' diyerek sizi aldatılmaktan kurtaracak, hediye ettiğiniz boxer. En önemlisi de her sıçtığında, aklında siz olacaksınız. Ne kadar güzel değil mi? İşte bu sebeplerden dolayı bir erkek için en güzel hediye boxerdır.

Boxer bir erkeğin en özel anlarında yoldaşıdır. Sikiştiği bütün hatunları bilir. Çektiği bütün 31 lere şahittir. Milli oluşunda hemen hemen aynı heyecanı sahibi ile birlikte yaşamıştır. Altına kaçırdığı anlara bire bir şahit olup, hiç kimseye bu ayıbından bahsetmemiştir. Üstelik idrar ile ıslanmasına rağmen en ufak bir şikayet etmemiştir. Ayıbını yüzüne vuran değil, sürekli ayıbını örten giyim türü haline gelmiştir. Kısacası ağzı vardır amma dili yoktur. Eşinizi aldattığınızda gidip sizi ispiyonlamaz. Erken boşaldığınızı mahalleye yaymaz. Hep sizin ayıplarınızı örter, sizi sever ve önemser. Sevdiceğinizin sizi kucaklamadığı kadar çok ve sıkı kucaklar. Hem de en çok istediğiniz yerden. İşte bu nedenlerden ötürü boxer bir erkek için özeldir ve hep öyle kalacaktır.

Bir erkek boxerı ile yatacağı hatunu etkileyebilir. Takdir buyuracağınız üzere ilişkiyi üzerimizde takım elbise varken sürdürecek değiliz. Ön sevişme sırasında genelde boxer üzerimizde olduğundan, giyim konusunda karşımızdaki hatunu etkileyebileceğimiz tek unsur boxerdır. Partneriniz o narin parmaklarını kasıklarınızda gezdirirken, baldırlarınızın kılı yerine, boxerınızın ipeksi dokunuşuyla kendinden geçip, sizin taşaklarınızı avuçlarken daha bir arzulu ve istekli olacaktır. Bu arzu ve istek hatunumuzda azgınlık olarak bize dönecek. Bunun sonucunda daha istekli olan hatunumuz bizi iliğimize kadar kurutacaktır. Arzulu bir hatunla yaşadığımız sex, inanın hiç bir şeye değişilmez. Yani iyi bir boxer alacağınız zevki doruklara ulaştırırken, karşınızdaki hatunu da size kolayca bağlayacaktır.

Bunca iyiliği olan şeyin bir kötü yanı yok mu diye sorabilirsiniz. Doğal olarak var tabi. Halk arasında '' araya kaçmak '' olarak adlandırılan eylem boxer giydiğimizde sıkça görülebilir. Gülü seven dikenine katlanır diyor ve bu kusurunu görmezden geliyoruz. Hem her gün çükümüzle yüz yüze kalan, osurduğumuzda en ufak şikayette bulunmayan boxerımıza bunu çok görmeyelim. Varsın birazda o sürttürsün canım...

Bir İnsanlık Dramı: Sikişmek...

Evet beyler, kadınlar da siker. Şuan '' Hassiktir ordan lan. Nasıl sikecekler? Bende kol gibi yarrak varken, kimse beni sikemez alim allah. Amlılar sikemez. cCc Yarraklılar cCc '' dediğinizi duyar gibiyim. Ama iş öyle değil sevgili dostlarım. Size konuyu tek bir kelime üzerinden anlatacağım. Kelimemiz '' sikişmek ''.

Bu kelimeyi cümle içinde kullandığım anda başladı herşey. O kadar masumane olarak çıktı ki ağzımdan, bu kadar derin düşüncelere sevk edeceğini hiç düşünmemiştim. Söylediğim anda, beynime adeta tecavüz etti bu kelime. Düşündüüüüm düşündüm. Doktorlara, lokman hekimlere, psikoloklara gittim, çare bulamadım. En son, bizim tornacı Mahmut Abi ile tartıştık konuyu. Adamın anasını siksem daha iyiydi....

Mahmut Abi'ye açtım ağzımı, yumdum gözümü. '' Yahu abicim, bu sikişmek nasıl bir kelimedir? '' diye başladım söze. '' Tokalaşmak, iki kişi yapılıyor ve iki kişi de birbirini tokalıyor. Selamlaşmak, iki kişi yapılıyor ve iki kişi de birbirini selamlıyor. Şimdi bu duruma göre, sikişmek de iki kişi yapılıyor ama sadece erkeklerin siktiğinden söz ediliyor. '' dedim. Mahmut Abi efkarlı bir bakış attıktan sonra '' Haklısın ulan Porküü. Bak şimdi yengeni sikerken, kendimi sikilmiş gibi hissedeceğim. O yüzden aseksüel olacağım. Cinsel hayatımın anasını siktin! '' deyip, yaktı cigarasını.

Ulan develer size de soruyorum bu soruyu. Mantıklı bir açıklaması olmalı. Şahsen ben kendime sikilmeyi yakıştıramam. Mahmut Abi gibi bende aseksüel olmayı düşünüyorum. Hayır yani Allah(c.c.c.c.c.c) korusun, yarın birgün sikiştiğim kız beni arkadaşlarına '' Ben Porkü'yü siktim. Yihuuuuuuuv yarrağına koydum.(amına koydumdan geliyor.) '' derse, ben nasıl insan içine çıkarım? Utanç verici beyler, çok utanç verici. Meğer bu güne kadar kızları sikerken, asıl yarrak bana giriyormuş farkında değilmişim.


Burada Mahmut Abi'den özür diliyorum. Abiciğim, sen ki bütün dertlerimi dinleyip, çözüm bulan yüce şahıssın. Dükkanında yaptığımız makaralar ile içimi ısıtansın. Cinsel hayatının anasını, günde aç karna 3 defa siktiğim için beni affet. Bu vicdan azabı ile yaşayamayacağım...




  Not
Kadınlar da siker... :(
 

Bursa'lıların Çoğunun İbne Olduğu Söylentisi

Öncelikle Bursa'lı dostlarımız bu konuda '' Annenle ilişkiye girerim. Amın feryadı. Adresini ver, seni Bursa'da sikicem. '' gibi yorumlar yapıp sikimi kaldırmasın. Sonra kalkmış sikimi, mach 3 turbo ile traş edilmiş, ultra parlak götünüzü sikerek indiririm bilmiş olun...

Gelelim konumuza. Bu Bursa'da ne hikmetse ibne çok diyorlar. Sikimin kafasına yıllardır takarım bu konuyu. Geçmişten gelen olaylar silsilesi sonucunda ortaya atılmış bir tez midir? Yoksa kahvede ki Mücahit abinin '' Bursa'lı değil mi? Alayı ibne amına koyıyım.'' demesiyle ortaya çıkan birşey midir bilinmez. Ama şöyle bir gerçek var ki, ne kadar Bursa'lı tanıdıysam hemen hemen hepsi efemine tavırlar içersinde kendini sergilemektedirler...

Yazlıkta Bursa'lı bir kızla çıkmaya başladıktan sonra gelişti herşey. Kızın 15-16 yaşlarında bir erkek kardeşi vardı ki sormayın. Çocuk tamamen tüysüz, parlak ergenin tekiydi. Yurdum ergenlerinin denizden çıktıktan sonra bacaklarına yapışan taze kıllarından, adeta eser yoktu. Çocuğun sadece bacaklarına kilitlenerek ve '' Bacakları düşün! Bacakları düşün! Bacaklar... Bacaklar... '' diyerek 31 çekilesi muhtemeldi. Üç posta atılmasa da iki posta atılasıydı. Yaptın mı diye sormayın. Ben, ablasıyla gideriyordum ihtiyacımı. Süt gibi bembeyaz bacaklarıyla, porno sektörünün vücuduna nur yağmış güzeli Stoya kardeşimize benziyordu. Şimdi herkes '' Olabilir amına koyıyım. Her köse ibne mi oluyor? '' diyebilir. Peki bu anlatacağım olaya her sike muhalefet olan Deniz Baykal tipli ibneler ne diyecek, çok merak ediyorum?

Kızla sahilde bir yandan sohbet edip, arasırada bir kaç sıcak temas yaşarken bizim tüysüz bitiverdi yanımızda. Annesinin son derece şaşalı, parlak terlikleri vardı ayağında. Hemen dikkatimi çekti ama taşşak geçmemek için zor tuttum kendimi. Ablasına dönüp '' Abla makyaj malzemelerini annem soruyor. Babamla gezmeye gideceklermiş. Nereye koydun? '' demesiyle hafiften kıllandım. Kız yerini söyledikten sonra bizim tüysüz eve doğru yol aldı. İçimden '' Ulan kayınço hayalleri kurarken, baldız eniştesi olucaz heralde amını sikiyim. '' dedim ve hatunla işimize koyulduk.

Saniseler saniyeleri, saniyeler dakikaları ve dakikalar saatleri tam kovalayacaktı ki aman allahım! Ne göreyim. Karşımda 15-16 yaşında, ablasının makyaj malzemeleri ile makyaj yapan, gene annesinin o adeta güneş enerjisi ile çalışırmış gibi görünen parlak terliklerini giymiş bir erkek-ibne-kadın karışımı yaratık karşımda belirdi. Şokumu atlatamadan ağzından şu sözler döküldü '' Abla bak nasıl olmuş? Senin gibi yapabilmiş miyim? '' diye gülümsedi. O an ikinci şokunda etkisiyle '' Oha amına koyıyım. Bune lan? '' diyerek tüm sahilde yankılanan ses bombası niteliğindeki kahkahamı patlatıverdim. Hatunun surat kızardı ve akabinde gözleri dolmaya başladı. Bizim tüysüzün gülen yüzünün yerini, sevgilisini yatakta başka kadınla yakalamış hatunun suratı almıştı. Sonra tüysüzün koşar adımla uzaklaşmasının ardından, hatun hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İki üç dakika sesimi çıkarmadım. Bıraktım boşalsın... Sonra konuyu anlatması için bir atılımda bulundum ve başladı anlatmaya...

Bu bizim tüysüz küçüklüğünden beri ablasına özenirmiş. Evde kıyafetlerini falan giyip dolaşırmış. Anlattıkça ağladı, ağladıkça anlattı hatun. Bir yandan üzülüyor, bir yandan '' Ulan tam Normandia kıyılarına gelirken nerden çıktı bu ibne? '' diyerek efkarlanıyordum. Tüysüzü evde basıp, sevabına hiç çıkarmadan üç posta atasım geldiki sormayın. Ama ablası önceliği ablasına veriyordum. Büyükler evlenmeden, küçüklere sıra gelmez düşüncesini, durumuma uyarlıyarak frenledim kendimi.

Kız kalktı ve '' Mali bir daha lütfen görüşmeyelim :( x[ Seçose... '' diyerek uzaklaştı yanımdan. Bende içimden '' Çokta sikimde lan yarrrrrğaaam. İbnenin ablası, siktir git! '' derken dudak ve dil kombinasyonula sadece '' Peki... '' diyebildim. Ertesi gün bu kız beni aradı. Anlattı iyice olayı. Kardeşinin genlerinde ibnelik varmış. Kızı kaçırdığıma mı ağlasam? Yoksa çocuğun o halini gözümün önüne getirip '' Ahajkshkjsdhfkjsd aç bi şişe daha amına koyıyım. Sabahlar olmasın! '' deyip götüm yırtılana kadar gülsem mi bilemedim...

Sonuç olarak yaşadım bu olayı sevgili sikdaşarım. Kanıtım var amına koyıyım. Bu tezi destekleyecek muhteşem bir deney. Artık bu sözü hipotez olarak görüyorum. Kim bilir belki de bi kaç sene sonra teori yaparım bilinmez...

Alın bu videoda size bonus olsun. Aranızda Bursa'lı arkadaşları olan varsa bekarlığa veda partilerinde oynarsınız...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=114233008629624&ref=mf