25 Mayıs 2012 Cuma

Sarhoş Kız ile Yatmak


Çok farklı kişilerle, çok farklı şeyler yaşamış biri olarak söylüyorum azizim, en beteri siz ayıkken sarhoş bir kız ile birlikte olmaktır. Yedi milletten hatunla seviştim ama böyle zevksiz bir durumu yaşamadım. Sarhoş kız ile yatmak demek, Türk takımının Brezilya asıllı futbolcusu olmanız demektir. Takımın yükünü sırtladığı gibi ilişkinin bütün yükü sizin üstünüze biner, siz de kızın. Şişme kadından farkı yoktur anlayacağınız. Ne sizi öpen biri vardır karşınızda, ne de huylandığınız noktalara ufak dokunuşlar yapacak narin eller…

Daha önce yaşadığım şeyleri anlatarak aktardığım absürt olaylar gibi bunu da baştan itibaren anlatacağım sizlere. Hayatın gerçeği olan cinselliğin işlendiği bir yazı olacağından baştan uyarayım sizleri. Aranızda, kafasına cinselliğin ayıp, kaka, pis, kötü, eeeg  olarak empoze edildiği zihniyette kişiler varsa eğer, bu satırdan itibaren sağ üstteki çarpı işaretine basıp kendi hayatlarına devam etmelerini öneriyorum. Kafanıza silah dayayıp zorla okutmama rağmen ayıplayan ya da kişiliğime bu konulardan yola çıkarak bir söz edecek kişilere ‘’Beni, dışarda sizlere bakıpta, tarafınızdan abaza ya da herhangi cinselliğe aç anlamına gelen bir sıfat olarak nitelendirmemeniz rica olunur.  Ya da ne düşündüğünüz pekte sikimde olmamakla birlikte, bilmediğiniz bir insanın hayatı hakkında yaptığınız, yorumdan öteye gitmeyecektir.’’ Unutmayın ki seks olmasa bir birey halinde değil, sadece bir sperm olarak dünyaya gelebilirdiniz…

Neyse azizim bir ilkbahar öğleni çalan telefonum ile uyandım, en kral hatuna değişilmeyecek tatlı uykumdan. Arayan eski çıktığım kızlardan biriydi. Çok kötü zamanlar geçirdiğini, yanımda olmaya ihtiyacı olduğunu söylediği anda uyuyorum şuan daha sonra ara deyip kapattım telefonu. Eskiden hayatımda olup da, şimdi olmayan kişilere karşı acımasız da bir yanım vardır. Yani, hayatımda olmayan birinin sorunları ile uğraşmak saçma ve gereksiz geliyor bana dostlarım.

Bir iki saat sonra uyandım. Müzik açıp, keyif yapıp, ayılmaya çalıştığım sırada aradı tekrar. Çok kötü gelen sesi ile müsaitsem gelmek istediğini söyledi. O gün için bir planım olmadığı için gelmesinde bir sakınca görmedim. Hem kahvaltı hazırlama işinden de yırtma düşüncesi, tebessüm ettirmedi değil azizim. Bakmayın lan öyle, yalnızken kahvaltı hazırlamak ölüm geliyor bu bedene…

Yarım saat kadar sonra kapı çaldı ve ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuş bir kız belirdi evimin kapısında. Elinde büyük bir zarf vardı. İcra memuru gibi kapıma dayanmıştı. Aldım içeri ve elindekinin ne olduğunu sordum. Anlatacağını söyleyerek salona geçti. ‘’Ulan insan gelirken eski sevgili yemeği falan getirir! O da olmadı simit, açma, poğaça falan getirseydin. Aslında browniye bile razıyım ama yok kardeşim, bize elinde zarf ile geleni denk gelir anasını satıyım…’’.

Neyse azizim geçtik salona. Zarfın içindekini deli gibi merak ediyorum. Her an her şey olabilir. Ayrı kaldığımız dönemde doğurduğu çocuğumuzun kimliği, resimleri falan çıkabilir içinden. Ben bu düşüncelere dalarken ağlayarak açtı zarfı. Beraber çekindiğimiz fotoğraflar ve sayfalarca yazı çıktı içinden. Duygusuz bir adamın bile tüylerini diken diken eden bir an yaşadım. Hiç konuşmadan tek tek  her şeyi bana veriyordu. Bir ayda ne kadar çok yaşadığımızın farkına vardım. Tek tek bütün resimlere baktım, bütün yazıları okudum…

Aşka inanmıyorum gençler ama karşımda yaşadıklarıyla aşkın tanımına uyacak bir insan vardı. İçim bir tuhaf oldu ve kaptım şarabı geldim salona. İçtik, içtik ve yine içtik. İçtikçe konuştuk eskilerden. Alkollün de vermiş olduğu duygusallık ile kızın döktüğü gözyaşları yetmiyormuş gibi benim de gözlerim doldu azizim. Ağlamak bana yabancı bir duygu olsa da biraz alkol takviyesi ile göz pınarlarımı harekete geçirebiliyorum.

Saatlerce resimlere baktık, yazıları okuduk birlikte. Kompozisyon yarışmalarına katılsa, ben de juri olsam tutarım bu kızın elinden deyip, uzandım ağlamaktan titreyen o narin ellerine. Gözlerinin içinde, uzunları yakmış tır şoförünün ışığını gördüm. Umutlandığını anladığım an çektim elimi, göt gibi kaldı azizim. Neyse içmeye devam ettik dostlar. Gözyaşlarının yerini ufak tebessümler almıştı. E yani o durumda benim de elimi sevdiğim bir kız tutsa, ben de gülerim. Hatta gülmeyi bırak, orospu karılar gibi ağzımı ayırarak gülerim. Üstüne bide seviştin mi bütün dertleri sıkıntılar uçar gider.

Ben içtikçe güzelleşiyor, o ise içtikçe sarhoşluğa bir yudum daha yaklaşıyordu. Bir iki kadeh sonra kızın sadece gözlerini görmeye başladım. O an anladım ki öpüşmeye başlamışız. ‘’Vay amına koyıyım iffetim, namusum elden gidiyor! Komşulaaaaaaaaar!’’ deyip çektim kendimi. Niye çekildiğimi sorarak tekrar yakınlaştı bana. Karşı koymadım mı yoksa koyamadım mı bilemiyorum ama tekrar sadece gözlerini görmeye başladığımı hatırlıyorum. Bu arada grimsi gözleri var kızın gençler. Öyle göz mü olur amına koyıyım? Neyse devam edelim…

Salondaki ufak ön sevişmemizden sonra duvarlara çarpa çarpa öpüşerek odaya gittik. Salondan direk odaya geçtiğim nadir sevişmelerimden biridir bu. Genelde sırayı, salon-mutfak-oda-banyo-oda-salon-mutfak-banyo-oda-salon-banyo… gibi bir şekilde yaparım. Şaka maka aç karna sevişiyorum gençler. Midenizin verdiği –doyursana beni ibne herif- sinyalleri eşliğinde konsantre olamıyorsunuz olaya. İçimdeki iç sesi susturarak, indik merdivensiz gezeceğimiz dipsiz kuyulara…

Benim kafa milyon, kızın kafası trilyon olmuş, sevişiyoruz. Kız rahat yatağı bulunca uyku moduna girmiş laptop gibi bütün aktiviteyi en minimuma almış, ellerinin vucudumda 20cm gezinmezi 30 saniyeye çıkmıştı. Yazının başında da dediğim gibi türk takımındaki Brezilya asıllı futbolcu rolünü oynuyor, bütün pozisyon değişikliği görevini ben üstleniyordum. Hayatta en yorucu şey, 80lik nine modunda hareket eden partner ile ilişkiye girmekmiş, o anda anladım.

Neyse azizim sıktı bir süre sonra kalktım. Gözlerini açtı ve ne olduğunu sordu. ‘’Ne olacak amına koyıyım, yatmışsın babanın yatağı gibi bütün her şeyi ben yapıyorum!’’ demedim, diyemedim. Kaldırdım ve banyoya götürüp, verdim soğuk suyu kafasına kafasına. Ayılma belirtileri göstermeye başladı. Gözünü seveyim soğuk suyun, iki dakika sürmeden ayıldı hanım kızımız…

Misafir havlusuna sardım, yatağın üstünde bırakıp girdim duşa. Çıktığımda ayılmıştı. Gözlerinden mutluluk akıyordu resmen. Seni seviyorum lafları havada uçuşuyor, ben ise kahve yapmasını söylüyordum. O kadar da odunlaşabiliyorum bazen. Ama onu düşünüyorum lan. İçsin kahvesini ayılsın işte. İçimde kötü bir niyet yok yani…

Yaptı kahvemizi ve içtik. Nihayet normal kafamıza ulaşmış, ilişkimizin geleceği hakkında muhabbete koyulmuştuk. Gerçi ben hiçbir ilişkimde bir gelecek göremeyen bir adam olmamı ısrarla söylememe rağmen, bir daha hiç ayrılmayacağımız izleniminden saptıramadım kızı. Geçmişte yaptığı hataları yapmayıp beni kaybetmeyeceğini söylüyorum ama bende içimden ‘’Kızım sakin ol sen hata yapmadın ki, baktım ilişki rutine bağlıyor sıkıldım o yüzden ayrıldım. Yoksa on numara hatunsun yani…’’ diyorum.

Velasılkelam akşam oldu gençler. Taksi çağırıp evine gönderdim. Bu olaydan sonra bir aya yakın bir süre daha çıktık. Ondan sonra hiç aramadı beni. Bu sefer ayrılığı hazmedebildiğini düşündüm ama önceki ilşkilerimde yaşadığım tecrübeler ile her an çıkıp gelmeyeceği konusunda kesin bir kanıya varamıyorum…

Şimdi gençler sizlere diyeceğim şu ki, insan gibi bir şeyler yaşamak istiyorsanız asla bir kızla sarhoşken bir şeyler yaşamayın. Gerçi aranızda ölü olsa üstüne sıcak su döküp ilişkiye girecek insanlar da var biliyorum ama gelin bu tavsiyeme uyun siz. Şahsen ben hereketsiz bir partnerdense elimi tercih ederim. Final sözümü söylerek ayrılıyorum huzurlarınızdan…

Seks, sadece git-gelden ibaret olmamalı…

27 Nisan 2012 Cuma

Regl Olan Yurdum Kızları


Ne sikimsonik bir doğallıktır çözemedim azizim. Bilimsel tek gerçeği vücudun oluşturduğu yumurtayı dışarı atmak. Yani tavukların her gün yaptığı bir durum. Buna karşılık bunu 28 günde bir kez yapan insan dişisinin en tripkar 4-5 günüdür. Biz erkeklerin ise en çile dolu günleridir…

Trip atan bir tavuk düşüdünüz mü hiç? Ya da bu triplere karşılık hep alttan alan bir horoz? Dünyanın hiçbir yerinde yok ulan böyle bir şey! Olsa bile dozundadır. Tavuk dediğin ağlamaz, zırlamaz en azından. Gecikme durumları falan da yok. Sabah kümese gittiğinde mis gibi yumurta durur karşında. Alırsın ister sahanda yaparsın, ister haşlama. Bekar adamın favori yiyeceğidir kendisi. Fakirin havyarıdır…

Geçmiş zamanlarda bu tribi fazlasıyla çekmişliğim var. Sanki ben koymuşum o yumurtayı oraya! Yahu neyin tribi bu bitanem? Ayrılık sebebi olmaya kadar gidecek olayın fitilini ateşlemek bir yumurtanın ne haddine? Sorarım sana ve sormakla kalmam ayıplarım. Bir tavuk kadar olamıyorsun derim, alır ceketimi çıkarım…

Her şeyin altında parmağı olan Japonlar’dan regl olmayan hatun istiyorum. Bakın oğlum çığır açmak istiyorsanız bunu icad edin. Yemin ediyorum kapış kapış gider. Peynir ekmek gibi satarsınız. Köşeyi döndüğünüzde de şu güzel yazarı bir nobel ödülüne falan layık görürsünüz artık. O kadar da eşek değilsiniz!

Demem o ki yapmayın kızlar. Bu doğallığın sebebi erkekler değil. Çektirmeyin o gereksiz triplerinizi hem cinslerime. Sizlere sesini çıkaramayıp cama kafa atan tanıdıklarım var. Ne günahı var şimdi bu erkek canlısının? Cevabınızı, aynanın karşısına geçip kendinize verin. Sonra sıcak bir duş alıp, rahatlayın, rica ediyorum…

He bu arada sancılar için maydanoz suyu için tavsiyemdir. Dua falan da istemiyorum, saçma triplerinizi içinizde yaşayın yeter. Bi de saçma sapan nedenlerden dolayı ertelemek için hap falan kullanmayın. Akacak kan damarda durmaz hayatım. Bırak doğal haline, takılsın kafasına göre...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Bir Başlık Kisvesi Altında Kısıtlayamadığım Bir Yazı Oldu Kendileri...


Sizlere evimin balkonundan yazmaya başlıyorum gençler. Anlatılacak çok şey olmasına karşın saçmalamaya programladım bugün narin parmaklarımı. He bu arada parmak demişken, algidanın buz parmak dondurmasının üstüne tanımam. Sayısız ünlü güzelin oynadığı magnumdan kat kat çok severim kendinisi. Hatta meybuz denilen buzu bile daha çok severim. Sanırım buz ile aramdaki samimiyet sadece viski kadehinden ibaret değil…

Yalnızım bugün. Çölde kaybolmuş bir bedevi kadar yalnız. Bir kutup ayısı çıkıp bana hallenir mi bilmiyorum ama yalnızlık güzel şey be azizim. Bana eşlik eden tek şey nargilem ve bir kadeh viski… Yaşadığı sayısız insandan edindiği tecrübelere göre, insanın en güzel dostlukları cansız varlıklarla kurduklarıdır der bu yazar. Yani en azından benim için durum böyle. Karşımdaki canlı ya da cansız varlığın benden bir çıkar gözetmemesi beni daha çok bağlıyor o şeye. Tripsiz, beklentisiz, saçma konuşmaların olmadığı bir ortam sunuyor bana bu varlıklar. Gerçi muhabbetleri yok ama bu ihtiyacımı da yazarak gideriyorum.

Sayısız insan tanıdım şu yaşıma kadar. Sayısız kişilikler, sayısız iyilikler ve kötülükler, sayısız hatalar, sayısız hatıralar yaşadım. Şöyle bir bakıyorum da nargilemin folyosundaki delik sayısı kadar insan girmiş hayatıma. Her giren bir şeyler bırakıp gitmiş. Bunların yanında götürdükleri de olmuş tabi… Kalbimi çalıp gitmediği sürece koy götüne gitsin. Ama aşık olup yaşasaydım şu anı daha bi güzel mi olurdu her şey? Hiç sanmıyorum lan…

Aşk, aşk, aşk… Milletin götünü yırtığı, uğruna ailesini, arkadaşlarını bırakıp gittiği bir duygu. Daha önceki yazımda da yazdığım gibi hiç tam olarak tadamadım bu duyguyu. Kalabalık bir masaya koyulan tabaktaki hayvar gibi tadımlık yaşadım. Tabak bittiğinde ise her şey eski bir rafa kaldırılmış kitap gibi geldi gözüme. Okunurken gayet zevkli ama artık tadı kaçmış romanlar gibi… Vefasız biri değilim ama biten ilişkiler benim hafızamda ya da siktir et hafızayı kalbimde barınamıyor. Günlerimi, haftalarımı ve hatta aylarımı geçirdiğim insanlar bir hiçten ibaret oluyor sadece. Geri gelseler tekrar olur mu bilmiyorum ama tek bildiğim, kaçan trenin arkasından koşacak gücü bulamıyorum kendimde. Güzel şeyleri hatırlayarak kalıyorum ama içimde en ufak bir kıpırdanma yaşayamıyorum. Kimilerine göre büyük eksiklik ama benim eksiklik olarak tanımlayabileceğim tek şey yanımda olmayan ailem…

He bu arada ailem demişken… Babam ve annem, yılların vermiş olduğu çalışma yorgunluğu ile attılar kendilerini bir adanın ortasına. Bana da yaşamımı devam ettirdiğim bu 3+1 evi bıraktılar. İki de banyosu var lan. Sular kesilince gelin ördek falan yüzdürürüz. Her neyse… Bu yalnızlık, kendimi cami avlusuna bırakılmış bir bebek gibi hissetmemi sağlasa da, bu durum insanı erken olgunlaştırıyor. Tek başına yaşamak… Problemleri tek başına çözmeyi öğretiyor. Önemli kararları tek başına alma sorumluluğunu ediniyorsun. Sevdiğin insanların aylarca sadece sesini duyarak yaşamayı öğreniyorsun…

Bu durum çoğu kişinin özendiği bir hayat olsa da belli bir süre sonra sıkıyor insanı. Evde rahat olmak, istediğini yapabilme özgürlüğü sıkıyor bir yerden sonra. Özgürlüğün bile sınırsız olması, bazen kabak tadı vermeye başlıyor. Kabak demişken benim valide feci cevizli kabak tatlısı yapar. Olsa da yesek…

İlk olarak yemek yapmayı öğrendim yalnız kaldığımda. Sonra bulaşık, ütü, temizlik falan aldı başını gitti. Zamanla dedim ki, bu böyle olmayacak. Temizliğe birini, ütüye birini, bulaşığa birini derken komşuların gözünde playboy olduk anasını satıyım! Yalnız bir erkeğim ulan ne bekliyordunuz ki? Gönderin bakalım eşlerinizi uzak bir yere, ne kadar dayanacaksınız? Keşke bunları yüzlerine karşı söyleyebilsem. Aslında bu sözü kuşe kağıda bastırıp kapıya asma fikri de gelmedi değil aklıma ama zamanla onlarda alıştı.

Közümü tazeleyip geliyorum gençler kaybolmayın bir yere…

Şu mucidini sevdiğimin nargilesine tapıyorum resmen. Aranızda hiç denememiş olanlar varsa bir gün ısmarlayayım. Sigaradan çok daha anlamlı. Parmak kadar şeyden zevk alınmaz oğlum/kızım saçmalamayın lan! Kokusu desen zaten berbat. Sırf bu yüzden keyif sigarası hariç sigara içen hatunları bir bir çıkardım hayatımdan. Kız dediğin çikolatalı parfüm kokacak. Ya da lavantalı duş jeli kullanacak. Benden size tavsiye…

Neyse sanırım bu kadar yazmak yeterli bugün için. Klavyenin tuşlarına yazılarım için basmayı özlemişim. Gerçi özlediğim bir ton şey var ama bir yerden başlamak lazım. Beşiktaş’ın galibiyetlerini de özledim mesela. Haftasonu şu fenere koyarsak çok kral bir yazı ile döneceğim huzurlarınıza. Ya da siktir et abi, yense de yenilse de tek aşk BEŞİKTAŞK!

20 Nisan 2012 Cuma

... gene de sevemedim.


Çok uzun süredir yazmadığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Neden böyle –yılların yazarı- tribine girdiğimi anlamadım ama yazmadığım süre boyunca ‘’Porque yazsana oğlum/hayatım/canım/ciğerim/böbreğim…’’ tepkileri aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Gizli hayran kitlem bu sürecin sonunda ortaya çıktı. Nadasa bırakılmış bir toprak gibi daha verimli şekilde geliyorum. Lütfen kemerleri bağlayıp, 16 yaşından küçük çocukları mönitörden uzaklaştıralım…

Bu sefer kendi sorunum olan sevememek ile ilgili bir yazı yazma gereği duydum. Evimdeki muhabbet kuşu dahil kimseyle oturup adam akıllı konuşamadım bu sorunumu. Kendimce birçok çözüm yolu aradım hep hüsran, hep hayal kırıklığı, hep gözyaşı… yok lan ağlamadım üzülmeyin. Hisleri alınmış duygusuz bir adam olduğumu düşündüm çoğu zaman. Bazen de aşkı basite indirgememiş olgun biri olarak tanımladım ama elimde bu düşünceleri somutlaştıracak hiçbir eylem göremedim. Gerçi görsem de koy kaba etine gitsin… Çok kibarım ya allah kahretsin!

Aslında çocukluk çağı olarak nitelendirdiğim zamanlarda dört sene bir kızla ilişkim oldu. 14-18 yaşları arasında severek yaşadık. Zamanın ve düşüncelerin değişmesi sonucu yollarımız ayrıldı ve şuan evli. Belki de aşka karşı oluşumun nedeni bu. Dört sene birine deli gibi aşık ol, ayrıldıktan iki sene sonra biriyle evlen… Benim onu beklemediğim gibi onun beni beklemesini tabi bekleyemem ama tuhaf geliyor… Çocukluk deyip geçiyorum şimdi. Sanki geçmesem bir bok olacak anasını satıyım. Bitiyorum şu deyip geçme muhabbetine. Neyse…

Aşkı bulma yolları aradım. Farklı kişilikte, özellikte, yaşta insanlarla farklı şeyler yaşadım. Belki bu amacım için birçok insanı kırdım, üzdüm ama kötü bir niyetim olmadı hiçbir zaman. Zaten kötü bir insan değilim lan ben. Hani kanat taksan melek diye yutturursun azizim. Uzatmadan gireyim bari konuya…

‘’Kalbe giden yol erkeğin midesinden geçer.’’ sözünün verdiği gaz ile batı mutfaklarına ilgisi olan bir kızla başladım. İtalya, İngiltere, İspanya v.b ülkelerin yemeklerini yedim 4 haftaya yakın süren ilişkim boyunca. Makarnanın envayi çeşitini yedim. Soslu İspanyol mutfağının soslarından nasibimi aldım. İngiliz mutfağından ise bir bok anlamadım azizim. Sonuçta bu ilişkinin bana kattığı sadece 4-5 kilo oldu. Sanırım yemekler kalbe uğramadan, aktarmasız mideye indi direk.

Daha sonra babası aşçı bir kız ile birlikte oldum. Büyük umutlarla tranfer edilen Brazilyalı futbolcular gibi hüsran yaşadım anasını satıyım. Kaşık tutmayı bilmeyen, yumurtanın bile kabuğunu içine düşüren bir kız tanıdım. Uzatmadan makul bir dil ile ayrıldım. Zaman değerli sonuçta…

Tatlı üzerine bir deneyimim oldu. Feci tiramisu yapan bir hanım kızımızın göbeğinden, tiramisusunu yedim. İlk tepkim ‘’Yoksa, yoksa, yoksa… Buldum galiba!’’ oldu ama sadece kan pompalamaya yarayan kalbim bunu da reddetti ve iki hafta sonra ipleri kopardık. Ama canım ne zaman göbekte tiramisu çekse ararım…

Bunun üzerine ilacımın gıda sektöründe olmadığını farkederek farklı dallara yöneldim. Nargile tutkunu bir şahıs olarak nargile seven bir kız ile yaşamaya başladım. Muhabbeti güzeldi hakkını yiyemem ama o naneli nargilede ne bulduğunu çözemedim azizim. İnsan dediğin yenilikçi olur lan biraz! Sonra bitirdik o muhabbeti güzel ilişkimiz. Ne zaman Ajdar’dan Nane Nane şarkısını dinlesem aklıma gelir…

İyi biri olsun istedim. Belki iyiliği ile gönlümü feth edip ilk sahibi olabilirdi 0km gönlümün. Yardım kuruluşlarına aktif görev alan bir kız tanıdım. Birlikte yaşlılara, kimsesiz çocuklara falan ziyarete gittik. Güzel şeyler gençler tavsiye ederim. Ama bu da yeterli olmadı benim sevgisizliğime. Kırmak istemedim bu iyilik timsali güzel insanı ama olmayınca olmuyor işte…

Herşeye tamam diyen bir dişi ile devam ettim yola. Hiç tavsiye etmem azizim. O ne lan öyle robot gibi. Fazla sürmedi sıktı ve ayrılık sinyalleri verdi ilişki. Ayrılalım dedim ona da tamam dedi. Hay senin tamAMına!

Özlem duygusu tetikler belki kıyıda köşede kalmış sevme dürtümü dedim. Başka ilde yaşayan bir kız ile facebook üzerinden tanıştım. Bir ay içinde her haftasonu buluştuk. Kalbim hala kan pompalamaktan başka bir görevi üstlenmedi, üstlenemedi ve gene ayrılık…

Gece hayatına düşkün bir kızla tanıştım. Her akşam o bar senin bu bar benim gezdik durduk. Çok sıkıcı geldi. Bir hafta tahammül edebildim ve evlerimize dağıldık. Hayatta tavsiye etmiyorum. Uykusuzluktan o vanish pembesi gözaltlarım morardı…

Genç ama evli bir kadınla tanıştım. Yaptığımızın yanlış olduğunu bile bile lades dedik. Zamanla vicdan denilen unsurun ağır basması nedeniyle saçma sapan bir başlangıcı olan bu ilişkinin de final maçını yapıp iki mağlup olarak ayrıldık. Evli olmasa belki olurdu ama artık çok geç ürkek ceylanım…

Bir hafta aynı evde yaşadığım espritüel, romantik bir kızla birlikte oldum. Elinde kahvaltı tepsisi olmadan ‘’Kahvaltını yatağa getirdim hayatım…’’ deyip yanıma yatan bir kızdı. Zamanla çok sahte ve devamı olmayacak bir şey olduğunu anladım ve zamanı boşa harcamayıp yollarımızı ayırdık.

‘’Yemeğin salçalısı, kadının kalçalısı.’’ Dedim ve Jenifer Lopez kalçalı bir kızla yedik yasak elmayı. Her şey dış görünüş değil ama tanıma şansı verdim. Tanıdım ve kalçasından başka bir özelliğini göremeyip ‘’Sen git, kalçan gelsin!’’ dedim ve bunu da bitirdik…

Olgunluk belki beni cezbeder dedim ve yaşça büyük biriyle bir ilişki yaşadım. İçlerinde tavsiye edebileceğim tek ilişki buydu. Yanlış düşünmeyin lan 60 yaşında değildi, aramızda sadece 4 yaş vardı. Bir elin parmaklarını geçmeyecek yani… Geleceği olmayacağını anlayınca son derece saygılı bir şekilde ayrıldık. Hala görüşüyoruz, nişanlanmış. Mutlu olacağına inanıyorum…

Bunca şeyin üstüne sanata yöneldim. Sanki hobi arıyoruz amına koyıyım! Konservatuarda okuyan, fotoğrafcılık yapan, keman çalan, resim yapan dört ayrı kızla yaşadım. Aradığımı bulamadım ama biraz keman çalma şansım oldu. O nasıl keman çalma! Kendimden nefret ettim azizim. Bir de karakalem resme sahip oldum ama kızda kaldı. O karakalem resmi almamakla hata yaptım azizim. İstedim ama haketmiyorsun dedi. Bi ara tekrar çıkıp bir resim yaptırmayı düşünmüyor değilim…

Derdime dermanı tıp dünyasında aradım. Tıp okuyan bir sevgilim oldu. Doğal olarak dersten başını kaldıramıyordu. Bu uzak kalmamıza neden oldu ve iki haftada bir kez buluştuk. Bana göre değil deyip ayrıldım. He bu arada şu kalbime çare bulamadın ya, sakın kardiyolog falan olayım deme!

Daha sonra hemşire olan bir kızla çıkmaya başladım. Nöbetçi olduğu zamanlar hastane kantinlerinde çay içip muhabbet ettik. Eve geldiği bir gün telefonunda doktorun biriyle olduğunu anladığım mesajlarını gördüm ama ayrılmadım. Amaç değiştirerek, doktorla birlikte ortak kullandık. Sonra geyet gururunu kırarak siktir ettim. Çizgimden sapıyorum kusura bakmayın ama –Öyle göte böyle yarak!-…

Yüzücülükte dereceleri olan biri tanıdım daha sonra. Kızın omuzlarının benden geniş olması yanımda bodyguard gezdiriyormuş gibi hissettirdi.’’ Yüzmeyi bırak gel evinin kadını çocuklarının anası ol…’’ demedim, diyemedim. Bıraktım boğazın derin sularına, sonra haber alamadık…

Sonra spor yapan değil ama spora ilgili kızlar tanıdım. Maç hastası, ofsaytı bilen, Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeli beş ayrı kızla denedim. Şöyle bir irkilip ‘’Taraftar değil, sevecek hatun arıyorum ulan!’’ diye Halil Sezai isyaaaaeeenı edip ayrıldım.

Dini boyuta taşıdım işi gençler. Ateist bir sevgilim oldu. Deist olan beni, ateizme yönlendirmeye çalıştı. Deist olarak ayrıldım. Ateist sevgili tavsiye ederim ama gençler. Allah belanı versin falan diyemiyorlar. Sonra Hristiyan, Ermeni ve Budizme yanlış duymadınız Budizme gönül veren üç kızla tanıştım. Onlar da olmadı. Zaten dini boyuta taşımak saçmaydı deyip noktayı koydum. Budist olanı hala çözemedim, değişik bir organizmaydı.

Çok az Türkçe bilen Kosovalı bir kızla tanıştım yazlıkta. Okulda ingilizceden kalan ben, bir hafta da dünya çapında konferanslara katılmaya kadar götürdüm işi. Dil dile deyince bir etkileşim oluyor tabi ama ülkesine dönünce bu iş de yattı…

Daha sonra Suriyeli bir kızla tanıştım. Benim iki gözüm onun bir gözü, o derece. Bir gece uyku sersemi görünce korktum, o da olmadı. Kendine iyi bak arap bacı, kendine iyi bak…

Babasının işi dolayısı ile İstanbul’a gelen Alman bir kızla karşılaştım bir arkadaş ortamında. Çok tatlı Türkçe konuşuyordu. Mısırını patlat, kolanı al, koy karşına konuşsun dinle. İlk başta bu durum bende sempati uyandırsa da sevemedim. Ayrılalım dediğimde ‘’Neden ama?..’’ deyişi hala kulağımdadır. Hay kedi canını senin…

Bir gün burç özelliklerimi okurken ‘’Korumacı, zor durumdaki insanları seven…’’ bir kişiliğimin var olduğunu öğrendim.  ‘’Vay anağan babağan kemüğüne, neymişim ben…’’ deyip eski okul arkadaşım bir kızla konuşmaya başladım. Anne-babası trafik kazasında ölmüştü. İki senedir halasının yanında yaşıyordu. Bir aylık bir ilişkimiz oldu. Sevebileceğimi düşündüğüm üç-dört kızdan biriydi. Başlarda gayet güzel gidiyordu her şey. Burçlara pek inanmam ama sevmeye başlar gibiydim. Halası öğrenince, evine çağırdı tanıştık. Olacak gibi derken bunun sevgi değil, kekremsi bir vicdan olduğunu öğrendim. Ayrılıp üzmek istemedim. Zamanla kendimden soğuttum ve onun ayrılmasını bekledim. Nitekim öyle oldu ve ayrıldık…

Sonra her şeyin olağan olmasını bekleyip, eski hayatıma döndüm. Yorulmanın vermiş olduğu durgunluk ile iki ay kimseyle görüşmedim. Dersler, arkadaşlar falan hayatımın bütününü oluşturdu. Bir süre sonra her şey eskiye döndü. Sıkıldığım bir hayat, ufak bir piç gibi pis pis gülümsedi kapı arasından. ‘’Yok abi Türkiye AB’ye girer benim gönlüme biri giremez…’’ derken tanıdım birini…

İlk teklif aldığım anda hemen kabul etmedim, bekledim. Sonra ufak ufak hisler başladı ve iki-üç ay konuştuktan sonra başladık. Başlarda her şey güzeldi ama eski halim devam ediyordu. Aldattım, kötü davrandım ve gittikçe bozmaya başladım her şeyi. Bir süre sonra kavgalar falan başladı. Esasen kavga etmeden ayrılırım ama ayrılamadım. Herhalde seviyorum diye geçirdim içimden…

Sonra ayrıldık, barıştık. Tekrar ayrılıp, barıştık ama ilk zaman ki gibi olmadı hiçbir şey… Bu sefer seviyordum ama seven birinin nasıl davranması gerektiğini bilmediğim için berbat ettim. Bu durum eski sevginin geri gelmesine engel oldu. Biten hiçbir şey eskisi gibi olmuyor azizim. Yıkılan bir binadan, yenisinin yapılmasını beklemek saçma…

Sonra sevgili olmadan konuşmaya devam ettik. Alışkın olduğum bir durum değildi bu. Eski sevgiyi de görememek beni agresif biri yapmış ve sevgimin de azalmasına neden olmuştu. Bu zamana kadar sevdiğimden sustuğum ters gelen şeylere tepki göstermek, tartışmalara neden olmaya başladı. Sonuç olarak bu da bitti. Kaybettim diye niteleyemem ama olsa kötü olmazdı. Sonuçta sevebildiğim tek insandı diyebilirim. O kaybetti mi? diye sorarsanız, bilemiyorum… Aslında o 22 senede bir kez sevmiş birini, bende sevebildiğim birini kaybettim diyebiliriz.

‘’Eşek bilmediği otur yerse karnı ağrırmış.’’ derler ya ebesinin göbeğine kadar doğru bir söz. Herkes bildiği hayatı yaşamalı. Ben sevmeyi bilmediğimi kabullendim artık. Bundan sonrada olur mu bilmiyorum ama olursa ekime olmaz dikine! Takmıyorum…

İşin özü şu: Sevmek her şey değilmiş. Saygı lazım azizim. Sevsen de saygı olmadığı an, ilişki sevgiden yemeye başlıyor. Kısa süreli ilişkilerin adamı olmak yoruyor insanı. Yazıyı yazarken daha iyi anladım nasıl boktan bir hayatın merkezinde olduğumu ama hayat işte…

Babam geliyor aklıma… Pis pis sırıtıp ‘’Köyden alalım, köyden alalım…’’ diye diye durmadan taşak geçerdi benim. Herhalde sonumuz o olacak. ‘’Gezbağn geliver gız ayaklarımı yıga!’’ diyen bir adam olabilitem var…

Amaaan olsanız ne farkeder olmasanız ne farkeder?.. Vur kadehi sabahlar olmasın!

Yazarın kalbi boş, noktayı koyar ve gider gençler…

20 Ocak 2012 Cuma

Dün Yattığın Kızın Bugün Evlenme Hayalleri Kurması

Bu kız milleti yatağı evlendirme dairesi, yarrağı nikah memuru, sikişmeyi de nikah töreni olarak algılıyor sevgili dostlarım. Sizlere başımdan bu sene geçen olayı anlatmak isterim.

Malumunuz tatile yazlığa gittim. Bu kısa süre zarfında, bir elin parmağından 2 eksik kız ile birlikte yasak elmayı yiyip, günah denizinde sörf yaptık. Sikim kopsaydı, sörf tahtam kırılsaydı da sikişmeseydim. Üçüde icraatın olduğu saatten sonra, benim gibi evlilikle uzaktan yakından ilgisi alakası olmayan adamla, evlilik hayallerini paylaştılar. En ilginci olan Xyz ile geçen maceramı sizlerle paylaşacağım. Emme diğerleri de pek farklı değildi, bilesiniz.

Bu hatunla tanışmam gece 3 sularında gerçekleşti. Yanında bir bayan arkadaşı ile yardıra yardıra geliyordu karşıdan. Kız yakınlaştıkça güzelleşiyordu. Bir demir doğrama ustasının mükemmel kesişleri düzeyinde kesiyordum kızı. Mesafe yaklaştıkça o da bana bakmaya başlamıştı. Yanımda geçip gidene kadar devam etti kesişmemiz. Birden kendime '' Oğlum kız baktı, sen baktın. Ne duruyorsun amına koyıyım? '' dedim ve kurbanıma doğru yönelerek '' Bu bu kadar kısa sürmemeliydi...'' diyebildim. 2-3 adım attıktan sonra kız arkasına dönüp bana baktı ve '' Bana mı dediniz? '' dedi. Hemen sahile davet ettim hatunu. Yanındaki kız arkadaşı yorgunum diyip evine gitti. Bizde hatunla indik sahile. Sahilde muhabbetin amına koyarak, kızın tebessümleri eşliğinde yapıştırdım teklifi ve her zaman ki  gibi kabul edildim. Telefonlarımızı alıp verdik ve bir ilişkinin daha temellerini, gökteki yıldız ve kıçımızın altındaki kum taneciklerinin şahitliği huzurunda atmış bulunduk.

Ertesi gün olmuştu. Kızı güneşlenmeye davet ettim. Yazın güneş yağı sürmediğim bir hatunla ilişkiye girmem arkadaş. Yağı sürerken etin kalitesine bakar, malum bölgelere iniş yaparak tepkisini ölçer ve öyle başlarım çalışmalara. Yağı sürdüğüm her dakika, cildinin pürüzsüzlüğüne geçer not veriyordum. Belinin aşağılarına indiğim zaman, hiç tepki vermemesi akşam baya bir terleyeceğimizin kanıtı gibiydi. Hemen yapıştırdım teklifi. Teknemin olduğunu ve akşam baş başa bir tekne turu yapabileceğimizi önerdim. '' Aaa çok güzel olur. Kaçta çıkarız? '' diyerek kurduğum kapanın üzerindeki yeme elini atmıştı artık. Onu arayacağımı söyleyerek ayrıldık.

Akşam olmuştu. Tekne durumunu arkadaşımı arayarak ayarladım. Kurbana cep telefonunu arayarak buluşma noktasını bildirdim. Geldi ve denize açıldık. Adanın arka tarafına çektim tekneyi. Issız bir koy, ay ışığı, iki şişe şarap ve dalga sesleri. Doğa bütün gücüyle benim yerime o romantik ortamı hazırlamıştı bize. Tabi teknesini aldığım arkadaşı da unutmamak gerek. Isınmak için yapılan muhabbetlerin ardından, öpüşme ile başlayan ön sevişme seansları sonunda tırı garaja park etmeyi başardım. 

Sahile geri döndük. Sahilde 10-15 dakika kadar sarılarak yıldızları izledik ve işte konumuza adını veren o olay gerçekleşti. Onca yaşanan güzel saatlerden sonra konu evlilik ve çocuk ismi olmuştu. Ulan daha üzerimizde ilişkinin sebep olduğu ter soğumadan yapılır mı bu? Nasıl bir evimizin olacağını, neler yapacağımızı falan hepsini bir solukta anlattı. Tabi o an benim kafamda türlü düşünceler var. Ben kızı sikmiştim ve şimdi bu muhabbet ile kız beni sikip beraberliği yakalamıştı. Daha bu şoku atlatamadan çocuğumuzun adı yankılandı kulaklarımda '' Misliyna ''. Bir kız ismiydi bu. '' Oğlum göster amcalara pipini. '' diyemeyecektim. Ne kadar acıklı değil mi? O an o kadar dumur oldum ki '' Ben kısırım Xyz. Tüp bebeğe de sıcak bakmıyorum. '' dememek için kendimi zor tuttum. İkinci şoku atlatamadan düğün yeri konusu hakkında gelen soru ile bir kez daha alabora oldum. Gelen soru ile kızdan iğrenmem arasında '' Yuh amına koyıyım! '' denilecek kadar vakit vardı. Bu muhabbetten sonra evlerimize gittik.

Gece uyku tutmadı Bütün gece ayrılma yollarını düşündüm. En sonunda '' Sikerim ulan! Ne bu böyle? Tatile mi geldik Dest-i İzdivac'a mı? '' dedim ve çaktım mesajı kıza. '' Üzgünüm Xyz seninle amaçlarımız çok farklı. Sen evliliği düşünen bir kızsın ve bu hayalini benimle gerçekleştiremezsin. Yol yakınken bir daha görüşmeyelim. '' şeklinde hem kızı tatmin edecek hem de beni amacıma ulaştıracak mesajı yolladım.

Artık anasının amına yolculuğa çıkmıştı hatun. Sittin sene yüzüme bakmaz derken, dedelerin müziği ile irkildim. Evet telefonumun zil sesiydi bu. Üstelik arayan XYZ'ydi. Açsam mı? Açmasam mı? diye düşünürken açtım ve karşımda ağlamak bir ses tonuyla '' Ben seni seviyorum...Böhühhheeee... '' diyen bir kızla karşılaştım. '' Bir günde ne sevgisi saçmalama! '' dedim ve gaddarca suratına kapattım telefonu. Aradı açmadım. Mesaj attı cevap yazmadım. Mektup yolladı okumadan yırttım attım. Dumanla haberleşmek için evini yaktı, çakmak bile çakmadım. Kısacası ilişkimi kopardım.

Şimdi bu kızlar neden böyle? Siksen dert sikmesen ayrı dert. Bunaltıyorlar adamı ve soğutuyorlar kendilerinden. Sonra erkek vurdu kaçtı oluyor. Ulan yat, cinsel ihtiyacını gider, sen yoluna ben yoluma gideyim. İlla her altına yattığınız erkekle evlenmek zorunda mısınız? Hayır bir de doğmamış çocuğa don biçiyorlar. Misliyna dedi lan bana, düşünebiliyor musunuz? Misliyna! O ismi koysam kızıma eminim ortaokula geçtiğinde bütün veletler kızımın ismini haykıra haykıra 31 çekerler.

Ben buna katlanamıyorum arkadaş. Realist kız lazım bana, hayalperest değil. Zor tuttum kendimi sizlere haykırdım en sonunda. Buna birlikte çözüm bulalım. Normal kız arkadaşlarımıza erkek arkadaşlarına bu tip şeyler yapmamaları hakkında konferanslar verelim. Aramızdaki bayan arkadaşlarımızın da katkısı olursa sevinçten havada çift salto yarım burgu atarım. Oh be rahatladım dostlarım. İyiki  varsınız. Öptüm sizi canlarım...