Sizlere evimin balkonundan yazmaya başlıyorum gençler.
Anlatılacak çok şey olmasına karşın saçmalamaya programladım bugün narin
parmaklarımı. He bu arada parmak demişken, algidanın buz parmak dondurmasının
üstüne tanımam. Sayısız ünlü güzelin oynadığı magnumdan kat kat çok severim
kendinisi. Hatta meybuz denilen buzu bile daha çok severim. Sanırım buz ile
aramdaki samimiyet sadece viski kadehinden ibaret değil…
Yalnızım bugün. Çölde kaybolmuş bir bedevi kadar yalnız. Bir kutup ayısı çıkıp bana hallenir mi bilmiyorum ama yalnızlık güzel şey be azizim. Bana eşlik eden tek şey nargilem ve bir kadeh viski… Yaşadığı sayısız insandan edindiği tecrübelere göre, insanın en güzel dostlukları cansız varlıklarla kurduklarıdır der bu yazar. Yani en azından benim için durum böyle. Karşımdaki canlı ya da cansız varlığın benden bir çıkar gözetmemesi beni daha çok bağlıyor o şeye. Tripsiz, beklentisiz, saçma konuşmaların olmadığı bir ortam sunuyor bana bu varlıklar. Gerçi muhabbetleri yok ama bu ihtiyacımı da yazarak gideriyorum.
Sayısız insan tanıdım şu yaşıma kadar. Sayısız kişilikler, sayısız iyilikler ve kötülükler, sayısız hatalar, sayısız hatıralar yaşadım. Şöyle bir bakıyorum da nargilemin folyosundaki delik sayısı kadar insan girmiş hayatıma. Her giren bir şeyler bırakıp gitmiş. Bunların yanında götürdükleri de olmuş tabi… Kalbimi çalıp gitmediği sürece koy götüne gitsin. Ama aşık olup yaşasaydım şu anı daha bi güzel mi olurdu her şey? Hiç sanmıyorum lan…
Aşk, aşk, aşk… Milletin götünü yırtığı, uğruna ailesini, arkadaşlarını bırakıp gittiği bir duygu. Daha önceki yazımda da yazdığım gibi hiç tam olarak tadamadım bu duyguyu. Kalabalık bir masaya koyulan tabaktaki hayvar gibi tadımlık yaşadım. Tabak bittiğinde ise her şey eski bir rafa kaldırılmış kitap gibi geldi gözüme. Okunurken gayet zevkli ama artık tadı kaçmış romanlar gibi… Vefasız biri değilim ama biten ilişkiler benim hafızamda ya da siktir et hafızayı kalbimde barınamıyor. Günlerimi, haftalarımı ve hatta aylarımı geçirdiğim insanlar bir hiçten ibaret oluyor sadece. Geri gelseler tekrar olur mu bilmiyorum ama tek bildiğim, kaçan trenin arkasından koşacak gücü bulamıyorum kendimde. Güzel şeyleri hatırlayarak kalıyorum ama içimde en ufak bir kıpırdanma yaşayamıyorum. Kimilerine göre büyük eksiklik ama benim eksiklik olarak tanımlayabileceğim tek şey yanımda olmayan ailem…
He bu arada ailem demişken… Babam ve annem, yılların vermiş olduğu çalışma yorgunluğu ile attılar kendilerini bir adanın ortasına. Bana da yaşamımı devam ettirdiğim bu 3+1 evi bıraktılar. İki de banyosu var lan. Sular kesilince gelin ördek falan yüzdürürüz. Her neyse… Bu yalnızlık, kendimi cami avlusuna bırakılmış bir bebek gibi hissetmemi sağlasa da, bu durum insanı erken olgunlaştırıyor. Tek başına yaşamak… Problemleri tek başına çözmeyi öğretiyor. Önemli kararları tek başına alma sorumluluğunu ediniyorsun. Sevdiğin insanların aylarca sadece sesini duyarak yaşamayı öğreniyorsun…
Bu durum çoğu kişinin özendiği bir hayat olsa da belli bir süre sonra sıkıyor insanı. Evde rahat olmak, istediğini yapabilme özgürlüğü sıkıyor bir yerden sonra. Özgürlüğün bile sınırsız olması, bazen kabak tadı vermeye başlıyor. Kabak demişken benim valide feci cevizli kabak tatlısı yapar. Olsa da yesek…
İlk olarak yemek yapmayı öğrendim yalnız kaldığımda. Sonra bulaşık, ütü, temizlik falan aldı başını gitti. Zamanla dedim ki, bu böyle olmayacak. Temizliğe birini, ütüye birini, bulaşığa birini derken komşuların gözünde playboy olduk anasını satıyım! Yalnız bir erkeğim ulan ne bekliyordunuz ki? Gönderin bakalım eşlerinizi uzak bir yere, ne kadar dayanacaksınız? Keşke bunları yüzlerine karşı söyleyebilsem. Aslında bu sözü kuşe kağıda bastırıp kapıya asma fikri de gelmedi değil aklıma ama zamanla onlarda alıştı.
Közümü tazeleyip geliyorum gençler kaybolmayın bir yere…
Şu mucidini sevdiğimin nargilesine tapıyorum resmen. Aranızda hiç denememiş olanlar varsa bir gün ısmarlayayım. Sigaradan çok daha anlamlı. Parmak kadar şeyden zevk alınmaz oğlum/kızım saçmalamayın lan! Kokusu desen zaten berbat. Sırf bu yüzden keyif sigarası hariç sigara içen hatunları bir bir çıkardım hayatımdan. Kız dediğin çikolatalı parfüm kokacak. Ya da lavantalı duş jeli kullanacak. Benden size tavsiye…
Neyse sanırım bu kadar yazmak yeterli bugün için. Klavyenin tuşlarına yazılarım için basmayı özlemişim. Gerçi özlediğim bir ton şey var ama bir yerden başlamak lazım. Beşiktaş’ın galibiyetlerini de özledim mesela. Haftasonu şu fenere koyarsak çok kral bir yazı ile döneceğim huzurlarınıza. Ya da siktir et abi, yense de yenilse de tek aşk BEŞİKTAŞK!
Yalnızım bugün. Çölde kaybolmuş bir bedevi kadar yalnız. Bir kutup ayısı çıkıp bana hallenir mi bilmiyorum ama yalnızlık güzel şey be azizim. Bana eşlik eden tek şey nargilem ve bir kadeh viski… Yaşadığı sayısız insandan edindiği tecrübelere göre, insanın en güzel dostlukları cansız varlıklarla kurduklarıdır der bu yazar. Yani en azından benim için durum böyle. Karşımdaki canlı ya da cansız varlığın benden bir çıkar gözetmemesi beni daha çok bağlıyor o şeye. Tripsiz, beklentisiz, saçma konuşmaların olmadığı bir ortam sunuyor bana bu varlıklar. Gerçi muhabbetleri yok ama bu ihtiyacımı da yazarak gideriyorum.
Sayısız insan tanıdım şu yaşıma kadar. Sayısız kişilikler, sayısız iyilikler ve kötülükler, sayısız hatalar, sayısız hatıralar yaşadım. Şöyle bir bakıyorum da nargilemin folyosundaki delik sayısı kadar insan girmiş hayatıma. Her giren bir şeyler bırakıp gitmiş. Bunların yanında götürdükleri de olmuş tabi… Kalbimi çalıp gitmediği sürece koy götüne gitsin. Ama aşık olup yaşasaydım şu anı daha bi güzel mi olurdu her şey? Hiç sanmıyorum lan…
Aşk, aşk, aşk… Milletin götünü yırtığı, uğruna ailesini, arkadaşlarını bırakıp gittiği bir duygu. Daha önceki yazımda da yazdığım gibi hiç tam olarak tadamadım bu duyguyu. Kalabalık bir masaya koyulan tabaktaki hayvar gibi tadımlık yaşadım. Tabak bittiğinde ise her şey eski bir rafa kaldırılmış kitap gibi geldi gözüme. Okunurken gayet zevkli ama artık tadı kaçmış romanlar gibi… Vefasız biri değilim ama biten ilişkiler benim hafızamda ya da siktir et hafızayı kalbimde barınamıyor. Günlerimi, haftalarımı ve hatta aylarımı geçirdiğim insanlar bir hiçten ibaret oluyor sadece. Geri gelseler tekrar olur mu bilmiyorum ama tek bildiğim, kaçan trenin arkasından koşacak gücü bulamıyorum kendimde. Güzel şeyleri hatırlayarak kalıyorum ama içimde en ufak bir kıpırdanma yaşayamıyorum. Kimilerine göre büyük eksiklik ama benim eksiklik olarak tanımlayabileceğim tek şey yanımda olmayan ailem…
He bu arada ailem demişken… Babam ve annem, yılların vermiş olduğu çalışma yorgunluğu ile attılar kendilerini bir adanın ortasına. Bana da yaşamımı devam ettirdiğim bu 3+1 evi bıraktılar. İki de banyosu var lan. Sular kesilince gelin ördek falan yüzdürürüz. Her neyse… Bu yalnızlık, kendimi cami avlusuna bırakılmış bir bebek gibi hissetmemi sağlasa da, bu durum insanı erken olgunlaştırıyor. Tek başına yaşamak… Problemleri tek başına çözmeyi öğretiyor. Önemli kararları tek başına alma sorumluluğunu ediniyorsun. Sevdiğin insanların aylarca sadece sesini duyarak yaşamayı öğreniyorsun…
Bu durum çoğu kişinin özendiği bir hayat olsa da belli bir süre sonra sıkıyor insanı. Evde rahat olmak, istediğini yapabilme özgürlüğü sıkıyor bir yerden sonra. Özgürlüğün bile sınırsız olması, bazen kabak tadı vermeye başlıyor. Kabak demişken benim valide feci cevizli kabak tatlısı yapar. Olsa da yesek…
İlk olarak yemek yapmayı öğrendim yalnız kaldığımda. Sonra bulaşık, ütü, temizlik falan aldı başını gitti. Zamanla dedim ki, bu böyle olmayacak. Temizliğe birini, ütüye birini, bulaşığa birini derken komşuların gözünde playboy olduk anasını satıyım! Yalnız bir erkeğim ulan ne bekliyordunuz ki? Gönderin bakalım eşlerinizi uzak bir yere, ne kadar dayanacaksınız? Keşke bunları yüzlerine karşı söyleyebilsem. Aslında bu sözü kuşe kağıda bastırıp kapıya asma fikri de gelmedi değil aklıma ama zamanla onlarda alıştı.
Közümü tazeleyip geliyorum gençler kaybolmayın bir yere…
Şu mucidini sevdiğimin nargilesine tapıyorum resmen. Aranızda hiç denememiş olanlar varsa bir gün ısmarlayayım. Sigaradan çok daha anlamlı. Parmak kadar şeyden zevk alınmaz oğlum/kızım saçmalamayın lan! Kokusu desen zaten berbat. Sırf bu yüzden keyif sigarası hariç sigara içen hatunları bir bir çıkardım hayatımdan. Kız dediğin çikolatalı parfüm kokacak. Ya da lavantalı duş jeli kullanacak. Benden size tavsiye…
Neyse sanırım bu kadar yazmak yeterli bugün için. Klavyenin tuşlarına yazılarım için basmayı özlemişim. Gerçi özlediğim bir ton şey var ama bir yerden başlamak lazım. Beşiktaş’ın galibiyetlerini de özledim mesela. Haftasonu şu fenere koyarsak çok kral bir yazı ile döneceğim huzurlarınıza. Ya da siktir et abi, yense de yenilse de tek aşk BEŞİKTAŞK!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder