21 Ocak 2011 Cuma

20lik Dişi

Dünyanın en sike sürülmeyecek oluşumu olmakla birlikte, ömrünün baharındaki bir insana cinsel uzuvlarına dokunmadan nasıl tecavüz edileceğini gösteren yegane şeydir 20lik dişi. 20 sene içeride durduktan sonra, dışarı çıkmanı gerektirecek ne var? Söyle bilelim. Hadi çıktın sessiz sakın çık. İbnelik yapmanın ne alemi var? Bugün, burada her şeyin açıklığa kavuşmasını istiyorum!

Başına gelenler okurken bile acısını hissedecektir eminim. Tabi '' Ay ben hiç hissetmedim, kendiliğinden çıktı.'' diyen şanslı piçleri hariç tutuyorum. Zaten o kişiler okumasın bile! Biz -20lik dişi çıkarken acı çekenler- olarak kendi içimizde paylaşalım acılarımızı. Öyleki sosyal paylaşım sitemiz olan, sevgili Facebook'da böyle bir grup kurup gücümüzü tüm dünyaya duyurabiliriz. Tabi tüm dünyanın bu acıyı çektiğini göz önüne alırsak, karşı çıkacak hiç bir grup olmayacak. Düşmanı olmayan bir grup zaman içinde yok olur ideolojisini temel alarak, bu fikri şuan burada çürütüp kendi kendimi göt ediyorum. Teşekkürler...

Tanım yaptık, geyik yaptık ve kendimizi göt ettik. Şuana kadar elimizde bunlar var. Konuyu fazla uzatmadan dalıyorum o acı dolu saatlerimi yazmaya. Lütfen çocuklarınızı bilgisayar karşısından uzaklaştırıp yakın gözlüklerinizi takmayı unutmayınız...

Dün(19.01.2011) gece çok zor saatler geçirdim. Hatta saatler bana geçirdi desem, en ufak bir mübalağa yapmamış olurum. Hemde korunmadan! Sinsi sinsi çoğaldı ağrısı. Avını süzen bir hayvan gibi. Ben yavru ceylan o vahşi aslan. İçimden '' Az sonra geçicek oğlum ya. Kasma kendini amına koyıyım. 2cm diş 1.80 küsür boyundaki adamı yıkamaz. Acı yok Mali acı yok!'' desemde pek kandıramadım kendimi. Evde salon-mutfak-oda arasında mekik dokudum durdum. Yatıp uyumak geçti bir an aklımdan...

Başımı yastığa koyduğum anda acısını daha çok hissetmeye başladım. Sanki ''Kalk ulan ne uyuması? Bu gece uyku haram! Amaaan sabahlar olmasın...'' dercesine acıtıyordu küçük bedenimi. Karşı koyamadım, yavaşça doğruldum yatağımda. O ise, yenmişliğin verdiği zafer sarhoşluğu ile biraz daha az acıtıyordu artık canımı. Az da olsa acıyordu lan işte! Bir şeyler yapmalıydım ama ne? İşte o anda -Yeni Rakı- diye bir ses duydum. Evet, dolapta beni bekliyordu ilacım. Acılarımı yatağımda bırakıp, milenyumun buluşunu almak için mutfağa doğru yöneldim.

Dolabı açtım ve göz göze geldik. İçindeki 2-3 doublelik rakı ile içimi ısıtan bir bakış attı bana. Kirliklerini kırpıştırarak duygularımı okşadı. Sıcak sıcak bakıştık. Birbirini yıllardır görmeyen iki sevgili gibiydik. O an bütün acılarımı unutup, bambaşka bir insan olmuştum. Tabi bu saadet dolu saniyelerim fazla uzun sürmedi. Kıskanç bir 20lik diş sancısı ile bölündü! Kaptım şişeyi, diktim kafaya. Yanında beyaz peynir, kavun, tuzla pişirilmiş sardalya falan olmasa bile, tadıyla yüreğimi okşadı. Bunu bulan adamın, taşşaklarını öperim ben azizim! Diş ağrısı bahane, rakı şahane! Tabi işi fazla alkolikliğe vurmadan, pamuğa dönüp ağrıyan bölgenin üzerine koyma metodu aklıma geldi.

Bu mütiş fikrim ile soluğu banyoda aldım. Kaptım pamuğu, koştum mutfağa. Önce Türk Sanat Müziği plağımı gramofona koydum. Pamuğu iyice rakı ile ıslattıktan sonra, koydum dertsiz başımı derde sokan dişimin üzerine. Bir yandan Müzeyyen Senar çalıyor, diğer yandan rakılı pamuğum ile mutlu mesut geçiniyorduk. Tabi bu sırada ortalama olarak, dakikada en az iki adet yeni küfür icat ediyordum. (Bknz. Çıkacağın yaşın doğumgünü pastasını yapan ustayı sikiyim!) Sövdükçe biraz daha rahatlıyordum. Bütün sinirimi alıp götürüyordu adeta...

Rakı, ben ve lanet olasıca 20lik dişi! İki saat boyunca ayrılmaz bir üçlü olmuştuk. Bu iki saat süresince 1 paket pamuk ve yaklaşık olarak bir ufak rakı acıma ortak olmuştu. Ama ne fayda azizim... Kalleş diş insafa gelmiyor, her geçen saniye biraz daha acıtıyordu. Baktım rakı makı olmuyor, hemen tıp alemine başvurdum. Bir adet ağrı kesici attım ama bilim de çaresiz kaldı. Adının hakkını veremedi, ağrımı kesmedi!

Onca acının yanına, birde tıp alemine olan inancımı yitirmek üzereydim ki kendimi Türk Hekimleri'ne emanet etme fikri bir akepe ampulü gibi yandı kafamda. Gerçi akepeden ne fayda gördük de ampulünden görelim? (Siyasetimi de yaparım arkadaş!) Atladım arabaya gittim hastahaneye. Sıra olmaması bir nebze olsun mutlu kılmıştı beni. Küçük şeylerden mutlu olmalıydım artık. Tüm gece evin içinde Fatmagül edasındasında gezmemden dolayı en ufak fırsatı değerlendirip, zorlada olsa gülmeliydim. İnsanların beni mutlu ve güçlü görmesini istiyordum. (Ne acıtasyon yaptım bee...)

Neyse azizim bastık parayı dedik ki ''Bak şu dişe!''. Bakmaktan çok konuşmayı tercih eden bir doktor tipi ile karşı karşıyaydım. ''Şikayetiniz ne?'', ''Durulmayacak kadar çok mu ağrıyor.'', ''Daha önce ağrı yapıyor muydu?'', ''Kaç cm?'' falan gibi sorularla muayene etti sağolsun! Röntgen istedi, çektirdim. Baktı baktı ''Bu beni aşar. Çene cerrahının bakması lazım.'' dedi. Lan zaten o bölge uyuşsun diye sabah sabah rakı içmişim, bana kurduğu cümleye bak. Alkollü ve 20lik dişi çıkan adama denir mi lan bu? Aygaz diye bağıran adamın arabasının arkasından, kibrit çakıp yürümekle eşdeğer bir sapkınlıktı bu. Orada içimde kalıp da söyleyemediğim şeyi burada kusmak istiyorum. Ulan bayan! O diplomayı sana veren üniversitenin hocalarınında, seninde, sizi doğurup kazanında...

Aldım röntgenimi döndüm evime. Ablamın daha önce yanında asistanlık yaptığı Prof.Osman Gümrü'nün muayenehanesine gittim. Gitmez olaydık. Duyduklarım karşısında kanım dondu. Donduğu falan yok lan panik yapmayın kerkenesler... Diş yamuk çıkıyormuş ve altında kist oluşmuş. Doktor bana dönüp '' Kist çok büyük. Çenenin kırılmaması mucize! '' gibisinden bir şeyler söyledi. ''Sevgili hasta domalır mısınız size zahmet?'' dese inanın daha iyi olurdu. En azından oracıkta biterdi işimiz. Duşumuzu alıp evlerimize dağılırdık.

Velasılkelam durum kötüymüş. Gün boyunca duymadığımdan dolayı sevinebileceğim tek cümle ''Üç ay ömrünüz var...''. Şubat ayında ameliyat olup, söküp attırcam ağzımdan orospu çocuğunu. 20 yıl ağzımda besledim büyüttüm, bugün bana yaptıklarına bakın! Ananı avradını SoMALİ'li korsanlar siksin, şerefsizin evladı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder